Okuyucularla Hasbihal
Pazar Günleri, Okuyucuların eleştiri, soru ve görüşlerine tahsis ettiğimiz bu sütunda bir diğer 'Hasbihal'e daha, muhterem okuyucularımızı selamlayarak ve hayırlı çalışmalar içinde olmalarını temenni ederek başlayalım:
*
İzmir'den Abdullah Göçmenoğlu, 'geçen haftaki 'Okuyucu Hasbihali'nde, İran-Amerika görüşmelerinin Türkiye'de yapılması düşünülen müzakereler için yaptığınız yorum dikkatimi çekti. 'Arabulucular, kavgada bazan da en fazla dayak yiyen duruma düşerler' sözünü hatırladım. Çünkü sizin de belirttiğiniz üzere rahatsız oldukları sonuçlar karşısında taraflar, arabulucunun baskı veya taraf oldukları veya oyun oynadıkları gibi suçlamalar yaparlar' demekte..
Evet bu konuda geçen hafta söylediklerimizi de bir daha hatırlayalım. Şöyle demiştik:
İ.M. isimli okuyucu da diyor ki, 2 Mart tarihli mesajında:
'Anlaşılan, Amerika, Pakistan'ı Afganistan'ın üzerine boşa salmadı.. Pakistan oyuna geldi.. Onun için de Trump, Pakistan'ı 'harika bir iş yaptı..' diye alkışladı.. Ve tam o sırada, dikkatler o konuya yönelmişken, İran'a ilk saldırıyı başlattı.. İslam Mazharoğlu isimli okuyucu diyor ki: 'İran, görüşmelerde Türkiye'yi masadan uzaklaştırmanın ne kadar vahim bir hata olduğunu anlamış olmalıdır. Ne dersiniz.
-- O tercihe sadece bir taraflı bakmamak gerek..
O toplantı, Türkiye'nin riyasetinde olsaydı, belki İran, Türkiye'nin telkinlerine direnmekte zorlanacaktı. Onun için, taraflara baskı yapamayacak bir küçük ülkenin ev sahipliğini tercih etti..
Unutmamak gerekir ki, ihtilaflı iki taraf, bir üçüncü ülkenin riyasetinde çözüm ararken, bir anlaşma da imzalayabilir, ama sonra ortaya çıkan pürüzlerde, taraflar, en kolay yol olarak, karşı tarafın değil de, müzakereye başkanlık yapan taraf ülkenin oyununa geldikleri şeklindeki iddialarla kendilerini kurtarmaya çalışırlar.. O açıdan, öyle bir tercih hesapsız yapılmamıştır denilebilir ve hattâ daha da iyi olmuştur.
*İstanbul'dan Rıza Uncu diyor ki: 'Ben Müslümanların şeytanî güçlerle savaşmasından o kadar rahatız değilim.. Çünkü, Müslümanlar o zaman aralarındaki bazı ihtilafları geri plana atabiliyor ve bütünleşiyor.. Asıl tehlikenin, Müslüman ülkeler veya halklar arası savaşmak olduğunu düşünüyorum.. Tarihe baktığım zaman, bu görüşüm de hep doğrulanıyor diyebilirim.. Ama, yine de Müslüman halkların mümin ferasetiyle hareket edebileceklerin düşünüyor ya da temenni ediyorum..
Müslümanların birliği için ne yapmalı
Ben her ne kadar kafa yoruyorsam da çıkış yolu bulamıyor ve işin içinden çıkamıyorum..
--Evet bu kardeşimizim mesajı böyle..
Şu kadarını belirtelim ki, maalesef, Müslümanlar güçlerini bir araya getirmekte hele de, Birinci Dünya Savaşı sonunda, Osmanlı Devleti'nin parça parça edilmesinden sonra, Müslümanların elindeki ve dünya çapında büyük bir güç buharlaşıvermişti.. Düşünelim ki, bugün sadece Arab Birliği denilen ve dünya siyasetinde hiç bir güç ifade etmeyen teşekküle bağlı 23-25 kadar Arab ülkesi üye.. Ama dünya siyasetini etkilemekte hiç bir güçleri yok.. Ama, Amerikan Başkanı Trump isimli kişi 5-6 ay öncelerde Arab Birliği'nin zengin ülkeleriyle bir araya gelince, bir resmî gezide, 'hayır -hayır, 500 milyar dolar değil, tam 1 trilyon doları alıp gitmişti.. Halbuki o servetler ve zenginlikler, bütün İslam Milleti'nin ortak serveti idi..
Geçelim..
Şu kadarını belirtelim ki, bu durum sadece bugüne aid bir mesele değil..
Burada denilebilir ki, hele de İkinci Dünya Savaşları'nın asıl cereyan ettiği coğrafyalar Hristiyan ülke ve halkların birbiriyle boğuşması şeklinde geçmişti..
Timur da 6 asır öncelerde Semerkand - Buhara taraflarından kalkıp taa Ankara'ya gelerek, o zamanlar henüz 100 yaşlarında olan Osmanlı Devleti'ni 1402-Ankara Savaşı'nda ağır bir yenilgiye uğratmış ve orada, henüz 100 yaşında olan Osmanlı'nın müthiş savaşçı sultanı olan Yıldırım Bâyezid'i yenilgiye uğratır ve esir alır. Ama, o yenilgiye rağmen, kendisini toparlayan Osmanlı Devleti, o savaştan 50 yıl geçmekteyken, 1453'de, sadece İstanbul fethedilmekle kalmıyor, Doğu Roma İmparatorluğu veya Bizans denilen güç odağı tarihten de siliniyordu.
Bu vesileyle hatırlayalım ki, Timur, '1402- Ankara Savaşı'nda, Yıldırım Bayezid'i mağlub edip, huzuruna getirtince.. Zafer kazanmış olmanın kibri ile, gülmeye başlar..
Yıldırım Bâyezid de o durumda elbette bir yenilgiden daha da ağır olan bir aşağılanma durumuyla karşılaşır.. Tarihî rivayetlere göre, Yıldırım, yine de itirazını bildirir ve 'Zamanımızda hükümdarların yenilgiye uğraması olmadık bir durum değildir..' der..
Timur da savaşın sonucuna gülmediğini belirtir ve 'Dünya benim gibi bir topalla, senin gibi şaşı bakışlı birisinin eline kalmış.. Onun için gülüyorum..' der.. (Timur , 'leng'di, yani, topal'dı; onun için 'Timur-leng' diye anılır; Yıldırım Bâyezid ise, 'şaşı' idi.)
*Trabzon'dan Yûsuf Döngelci isimli okuyucumuz da diyor ki: 'Trump, Danimarka'ya aid Grönland adasını parayla olmazsa, başka yöntemlerle ABD'ye katacağını söylemişken, Avrupa Birliği'nin kendisine kesin bir cephe alacağını anlayınca ve de Yahudi milyarderi 'Epstein' isimli kişinin cinsî sapkınlık dosyasından, Amerikan kamuoyunun dikkatini 'Cambaza bak, cambaza!..' diye çocukların kandırılışlarında olduğu gibi başka yönlere çevirmek için Müslüman halkları ve ülkelerini hedef tahtasına koyuyor..'
*Kanada'dan Tufan Çermikli isimli okuyucu da, son anda , 'The Hill' gazetesinde çıkan bir yazıyı gönderdi. Yazının başlığı, 'Trump, İran liderlerini tehdit etti: 'Bugün bu akıl hastası alçaklara ne olacağını izleyin.'
(Trump threatens Iran leaders: 'Watch what happens to these deranged scumbags today..) şeklindeydi.. Seviyesi bu, bu kişinin..
Trump , Truth Social'da yaptığı paylaşımda "Eşsiz bir ateş gücüne, sınırsız mühimmatımıza ve bolca zamana sahibiz - Bu akıl hastası alçakların başına bugün ne geleceğini izleyin," diye yazıyor ve, "47 yıldır dünyanın dört bir yanında masum insanları öldürüyorlar ve şimdi ben, Amerika Birleşik Devletleri'nin 47. Başkanı olarak, onları öldürüyorum, "Bunu yapmak ne büyük bir onur (...)

6