Halkımızın dilinde, yeni 'doğum'ların haberi verilirken, 'Nurtopu gibi bir oğlumuz veya kızımız oldu..' deyimini hatırlatan bir durumun ülke siyasî hayatına damga vurmasıyla karşı karşıyayız.. Ama, elbette 'nurtopu'nun tersinden, bir 'meçhul gelişmeler yumağı' doğdu..
Ana Muhalefet Partisi, 'İkinci' bir 'mutlak buhran' durumuyla karşı karşıya..
'İkinci' diyoruz; çünkü, sözkonusu siyasî teşekkül, ilk ortaya çıktığı andan itibaren, 'millet'ten 'mutlak butlan'la bir 'reddiye' darbesi yemişti.
Daha evvelki gün, sözkonusu siyasî partinin içindeki tartışmalardan nakledilen bir haber proğramında, sözkonusu, siyasî hareketin bilinen isimlerinden Berhan Şimşek'in 'milletin inanç diğerleriyle mücadele etmek görüntüsünden kurtulmak gerektiği'ne dair' bir cümle, konuyla ilgili haberin içinde dile getiriliyordu.. Evet, bu cümlenin dile getirilmesi, o hareketin milletten yediği ilk 'mutlak butlan' damgasının hikayesinden haber veriyordu.
*
Ama, bugünki siyasî çalkantı içinde Ana Muhalefet Partiisnin
'Mutlak butlan' deyimi, ele alınan konunun değerlendirilmesi sırasında, yerine göre, 'kesin baatıllık, kesin yokluk, kesin reddedilmişlik' mânalarını ifade eder.
'Ana Muhalefet Partisi'nin sosyal bünyemizde taa ilk baştan beri meydana getirdiği 'sert tartışmalar' yumağının uzuun ve acı hikayesini tekrara gerek yok.. Ama, kendi içinde sert tartışmalar meydana geldiğinde, mantığını diğerlerine nisbetle daha sağlıklı kullanan bir Deniz Baykal da yok bugün aralarında.. 'ÖÖ' isimli birisi var ki, sağlıklı bir siyasî tartışmayı hareketlerinin iç bünyesinde bile yapamıyor.
*
Bir 'kanun düzeni'nde kabul edilemeyecek görüşleri, 'kanun demek, yani, ben demek..' edâsı içinde dile getirmeyi siyaset zanneden bir tuhaf anlayış..
İçine düştükleri parti içi siyasî buhranları atlatabilmek için, ilk liderlerinden itibaren, kendilerini mevcud rejimin kurucusu olarak görmekten, göstermekten ve zaman zaman bunu hatırlatmaktan siyasî fayda mülahaza eden yaklaşımlar; günün şartları içinde, toplumun nabzına göre şerbet vermeyi şiar edinen bir anlayış..
Beğenelim veya beğenmeyelim, ya da kabul edelin veya etmeyelim; bugünkü iyasî yapının temelleri 1923 sonrasının hâkim anlayışını esas alır.. Mevcud anayasayann, yani mevcud kanun düzeninin temelinde bile, hukuk anlayışının temeli açıkça gösterilmiş ve 'hukukun kaynağı olarak -mâlum- ilke ve inkılapların esas alındığı belirtilmiştir.
Ve Millet'in kendilerini temsil etmeleri için Meclis'e gönderdikleri bütün m.vekilleri bu temel ilkelere bağlı kalacaklarına dair yemin ederler..
*
Yani, millet hangi beklentiler içinde olarak, kimi-kimleri seçerler ve iktidar makamlarına gönderirlerse göndersin; konu, mevcud kanun düzeninin temelini teşkil eden Anayasa'ya dayandığında, karşımıza çıkan, 'mecburî istikamet' veya 'çıkmaz sokak' levhaları olmaktadır.
*
Aslında, 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nun, -yani, bugünkü deyimle- anayasaların herbirinin temel kuralları, darbelerin, darbecilerin yorumlarına göre şekilde şekle girmiştir. Bugünkü sıkıntı da, o anayasa metinlerinden kaynaklanmaktadır. Çünkü anayasa metinlerini darbeci güçler başka türlü yorumlamıştır; mahkemeler ayrı, Meclis'teki iktidar veya güç odakları, ayrı..

10