'Kol'un çürüdüğü' kabul ediliyorsa; 'kesilip atılması'nda gecikilmemeli..

Toplumun belki de en ilgisiz olduğu anılan çevrelerinde bile, bu günlerde, 'fon vurgunu- vurgunları', dillerde pelesenk.. Çünkü, telaffuz olunan on milyarlarca liralık yolsuzluk rakamlarının telâffuz ve hacmi bile zihinlerin tasavvurlarını alt-üst ediyor.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, 7 Ekim 2026 tarihli günlük notunda, 'borsada astronomik paralar' kazananlardan 5 kişinin 'o paraları iade ettiğini' açıkladı..

Bunların arasında geçmişte, Erdoğan Hükûmeti'nde 'Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanı' olarak vazife yapmış olan bir hanım Bakan da yer alıyormuş.

Başkan Erdoğan, bu konuda çok kararlı olduğunu, "Çürüyen kol kesilip atılır" sözleriyle dile getirmiş.. İnşallah, çürüyen, 'gangren' olan organların herbirisi de sosyal bünyeden, bir an beklemeksizin, kesilip atılır. Çünkü, çürüyen organ kesilip atılmazsa; etkisini sadece o organda göstermekle kalmaz; 'septisemi' / kan zehirlenmesi' ile, bütün vücud, zehirlenip ölür.

Ve, Başkan Erdoğan da 'çürüyen bir kol'un varlığından söz ediyorsa, bu, söz gelimi bir misal olarak dile getirilmiş olamaz..

Demek ki, sosyal bünyemizde, 'çürüyen bir şey'ler var, onları bizzat Başkan Erdoğan da kabul etmiş oluyor, bu sözleriyle.. Öyleyse bundan sonrasında neyin yapılması gerekeni de kendisi de biliyor ve bunu açıkça ortaya koymuş bulunuyor. Bu durumda bu konuda daha etkili kararlar almak mükellefiyeti de, elbette herkesten önce kendisine terettüb ediyor. Ve bu konuda kamuoyu, Başkan Erdoğan'ın mücadele örneklerinin haberlerini, kendisinin bu müjde nitelikli sözlerinden sonra 90 milyonluk dev bir nüfusa sahib bir ülkede, -ne kadar çetin olursa olsun- yığınla noksanlar, yanlışlar ve kanunların lafzına uygun şekilde yapılan hırsızlıklarla mücadelede bundan sonra daha sağlıklı ve kalblere itminan veren haberler alır, inşallah..

Bu vesileyle ekleyeyim..

Ülkenin durumuyla ilgili konuşmaların yapıldığı kahvehanelerin bir köşesine oturup, Fatih'te, Üsküdar'da, ülkenin durumunun konuşulduğu, tartışıldığı ve etraftakilerin dikkatini çekecek şekilde yüksek sesle dile getirilen görüşlere kulak misafiri olurum, bazan.. Oralarda dile getirilenlerin içinde elbette doğrular da dile getiriliyor..

Evet, hangi etnik kökenden, hangi dil grubundan veya ve ırktan gelirlerse gelsinler ortak nitelikleri, 'İslam Milleti'nden olmalarıydı..

Müslümanların millet anlayışı, kan, sülale , soy-sop üstün veya aynı coğrafyadan olmaya değil, aynı inançtan olmaya dayalı bir kardeşliğe göre tesis olunmuştu ve bu kardeşliği, bir takım beşerî anlayışlarla bozmak haram idi.. Hattâ, o kadar ki, bir sahabenin, Necaşî'nin diyarından gelip İslam Milletine dahil olan Hz. Bilâl'e, derisinin renginden dolayı 'siyah kadının oğlu..' diye hitab ettiğini duyan Hz. Peygamber (S)'in, o sahabeyi, 'Ey.... (filan), senin beyninde hâlâ Cahiliyet kalıntıları olduğun görülüyor, onlardan temizlen!' diye uyardığına dair, son derece önemli 'nebevî' rivayet'ler bile, hatırlatılıyor bu sohbetlerde..

Elbette seviyenin çok düştüğü örnekler de olabiliyor, ama, sosyal bünyemizin bu köşelerinde şekillendiğinden de uzak düşmemek gerekiyor..

*

Sözün bu noktasında, gelecekten ümidsiz olmamak gerektiğini Sivas'lı şair ruhlu Sadettin Yıldız dostumun, 12 Eylûl 1980 Askerî Darbesi'nden sonra yargısız ve hukuksuz olarak idam edilen tüm genç fidanlara..' ithaf ettiği, 'Dârağacı Meyve Verdiğinde..' isimli ve kendi yaşanmışlıklarından sahneler aktaran ve 'Kör kuyulara seslenmek güzeldi.. / Birgün yankı verir diye beklemek daha güzel..' gibi, her birinde hikmetli söylemlerinin bulunduğu 70 kadar serbest şiir tarzı ve herbirisi, bazan kor parçası ve bazan da 'dilnevâz' / gönül okşayan ve geleceğe ümidsiz bakmamayı telkin eden dizeleri çıktı karşıma..

'Demir atmayı unutan bir gemi gibi yürüdüm, / Anneme bir tutam acı bırakarak.. (...) Biz can hibe ederken bu topraklarda yarına../ Meğerse, adanmışız zulmün istikrarına..' (...) Ne zaman elektrik verilirse bedenime, / Evimizin aydınlandığını söylerdi, annem.. (...) Bir dünya düşledim, içinde gözyaşı olmayan..