İran'a saldırı, gerçekte, bütün dünyaya 'had bildirme zorbalığı'dır!

Amerikan emperyalizminin en deli-dolu başkanı diye tarif edilebilecek durumda olanının ismini tekrara gerek yok, biliyorsunuz... Kuşatıldığı ağıldan dışarıya bırakılan bir 'deliboğa' gibi her tarafa saldırıyor, her tarafa bir boynuz vurmaya çalışıyor. Grönland, Panama, Meksika, Kanada, Venezuela, Kolombiya ve derken; geçen haziran ayında, siyonist İsrail rejimiyle birlik olup (sanki ayrı imişlercesine) İran'ı 12 gün boyunca devamlı bombardımana tutmakla tatmin olamamış gibi İran'a karşı bir saldırı daha başlatma sevdasına yeniden kapıldı.

1860'larda -3 yılı aşkın bir süre boyunca Kuzey ve Güney eyaletleri arasında meydana gelen kanlı iç savaş sırasında Amerikan Başkanı olan ve o savaşı Kuzeylilerin başında kazanan ve zaferi ilan ettikten sonra tertiplenen bir zafer gecesi kutlamasında da öldürülen- ünlü Abraham Lincoln'ün adını taşıyan dev uçak gemisini Hint Okyanusuna ve oradan da İran sahillerine yaklaştırdı. Sayıları pek fazla olmasa da bazı Amerikalılar, hatırasına saygı gösterdikleri Abraham Lincoln'ün adının böyle bir zorbalık gösterisi için kullanılmasından rahatsız oluyorlar.

1970'li yılların başında Amerikan başkanlarından olan Richard Nixon'ın geleceğe dair stratejik değerlendirmelerine itibar edilirdi. Onun geleceğe ait değerlendirmelerinden en ilgi çekici olanı da şöyle idi: 'Amerika, Vietnam Savaşı'ndan sonra, bir daha büyük bir savaşa girmemelidir. Girerse de, bunlar, 'küçük çaplı oluşlarıyla ters orantılı sonuçlar verecek büyük zaferler' şeklinde olmalı...' diyordu.

Galiba Trump, o zamanki Amerikan medyasında 'Üç kağıtçı Dick' diye anılan Nixon'un bu stratejik tavsiyesine çok bağlı. Çünkü Grönland, Panama, Kanada, Meksika gibi Amerika'nın büyük askerî gücüyle mukayese edilemeyecek derece küçük güç odaklarını veya ülkeleri ABD'ye katma sevdasını gizlemiyor... Ve bu yolda ilk güç denemesini de, Maduro ve hanımını, bir insan kaçırma ameliyesiyle Venezuela'ya gösterdi; ardından da, Kolombiya gibi diğer Latin Amerika ülkelerine olan 'sevgi'sini açığa vurmaktan çekinmiyor. Zavallı Trump, aşağılık bir eylem olan 'adam kaçırma ameliyesini bile büyük bir zafer gibi gösteriyor. Halbuki, o gibi adam kaçırma eylemlerini ve benzerlerini Trump, 'terör' eylemi ve o eylemleri yapanları da terörist olarak niteliyordu.

Terör ise... Normalde bir kişi veya topluma başka türlü kabul ettirilemeyecek konuları, tehditler, güç gösterileri yaparak, istemedikleri, razı olmadıkları sonuçları kabullendirmeye çalışmak eylemlerine verilen bir isimdir.

Şimdi de İran'a yeniden saldırmanın planlarıyla meşgul Trump...

Onun için de İran'ın kendilerine haber gönderdiğini, görüşmek istediklerini belirtiyor ve bununla beraber o uçak gemileri ve diğer güçleri harekete geçirdiğini söylüyor...

İran halkı ise 1977-1979 arasında 2 yıla yakın bir süre 'Lâilaheillallah' ve 'Allah'u Ekber' nidalarını yükseltip 47 yıldır, İran'a hükmeden Şah Muhammed Rıza Pehlevî'yi, İran'dan kaçmaya mecbur eden ve elbette o süre içinde 150 binden fazla kurban da veren dev gösterileriyle o neticeye erişmişti... Ama aradan 2 yıl geçmeden ve Şah Ordusunun dağılmasını da fırsat bilen Irak lideri Saddam Huseyn, Amerika, Rusya ve bütün Batı dünyasının ortak desteğiyle 22 Eylûl 1980 günü, gün ortasında İran'a âniden saldırıvermiş ve 8 yıl süren o savaşta her iki tarafın Müslüman halkından da en azından 1 milyon insan erimiş ve sonunda Saddam pes etmek zorunda kalmıştı. Sonrası da zâten biliniyor... O kadar başarısız saldırganlığının karşılığını başka sebeplerle de olsa dârağacında can vermek şeklinde yaşamıştı... Halbuki, o savaşın başlamasından bir hafta önce, 15 Eylül 1980'de Bağdad'ı ziyaret eden Fransa Başkanı Giscard d'Esteign (Jiskar D'esteyn)'e Saddam Huseyn, 'İran'a saldıracağını ve savaşın yıldırım savaşı tarzında ve sadece 7 gün süreceğini' söylediği savaşın 7. Yılında, D'Estein tarafından açıklamıştı. Yani, savaşı başlatmak elinizde olabilir, ama bitirmek o kadar kolay değildir.