(Pazar günleri, bu sütunu okuyucuların görüş, eleştiri ve tavsiyelerine tahsis ettiğimizden, bu Pazar günü de bir diğer 'Hasbihal'le devam edelim: )
*
*İstanbul'dan Tâhir Kerimoğlu, Samsun'dan Reha Pehlivanoğlu ve Mardin'den Mustafa Ergin isimli okuyucular aynı konuda yazmışlar, diyorlar ki: 'Bilindiği üzere Hz. Peygamber (S)'in veladet (dünyaya geliş) yıldönümü dolayısıyla iki hafta kadar önce kutlanan Mevlid Kandili etrafında zihinlerde yerli-yersiz ve de hedefli ve hedefsiz, gelişi-güzel ya da ne dediğini bilen belli hedefler doğrultusunda, yazılar yayınlandı; özellikle de, inanç konularında hassas olan genç nesiller hedef yapıldı; yanlış mı düşünüyoruz'
--Bu konuda belirtelim ki, İslam hukukunda, fıkhında, haramlar ve helâller vardır, ve amma, hakkında haram veya helâl olduğuna dair açık ve kesin hükümler olmayan bir alan daha vardır ki, o alan, ibaha alanıdır, mübahlar vardır.. Mübahların yapılması, yapılış niyetlerine ve sonuçlarına doğru veya yanlış olarak, yani sonuca ve o sonucu ortaya çıkaran niyetlere göre bir değerlendirme de yapılır.. Yani, hukukî şekil açısından haram veya helâl olduğuna dair bir hüküm bulunmayan , mübah olan konular, kelime oyunlarıyla veya kötü niyetli kimselerin kurnazlıklarıyla sahneye konulur ve bundan âmme nizamı, ya da kamu düzeninde bir takım rahatsızlıklar çıkarsa; kişiler, o durumda, 'Benim yaptıklarım mübah alana dahildir' gibi kaçamaklara sığınamaz. Çünkü, o , hakkında zâhiren açık hükümler bulunmayan 'mübah'lar, sosyal hayatın huzuruna ve adalet anlayışına aykırı sonuçlar veriyorsa, o konularda da gereken düzenlemeler yapılır.
*
Bazı çevrelerim sosyal medyada veya matbuatta, 'veladet kutlaması yoktur..' gibi değerlendirmelerine, dikkatle ve ihtiyatla yaklaşılmalıdır. Bu gibi kutlamalar, kötüye kullanılmıyor ve de sağlıksız sonuçlar vermiyorsa ve bir toplum hayatında güzelliklerin alanlarına dair müdahaleler de ayrıca değerlendirilmelidir..
Bu vesileyle genç nesilden okuyuculara, önce bazı terimleri açıklamak gerekiyor. Allah'u Teâlâ'ya yapılan duaya, yakarışa, 'münacaat' denilir..
Hz. Peygamber (S)' konusunda medhiye/ övgü şiirlerine de 'na't' (veya naat) denildiğini hatırlayalım..
'Mehmed Âkif' merhûmun 'Safahat'ında yer alan 'Bir Gece' şiirinde de o 'kutlu veladet' işlenir. Âkif'in o güzel şiirini tekrar okuyalım:
*
BİR GECE
'Ondört asır evvel, yine bir böyle geceydi,
Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!
Lâkin, o ne hüsrandı ki; hissetmedi gözler;
Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi!
Nerden görecekler Göremezlerdi tabiî..
Bir kere, zuhûr ettiği çöl, en sapa yerdi;
Bir kere de, ma'mûre-i dünyâ, o zamanlar,
Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.
Sırtlanları geçmişti beşer, yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!
Fevzâ bütün âfâkını sarmıştı, zemînin
Salgındı, bugün Şark'ı yıkan, tefrika derdi.
Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
Bir nefhâda kurtardı insanlığı o mâsum,
Bir hamlede 'Kayser'leri, 'Kisrâ'ları serdi!
Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;
Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi, geberdi!
Âlemlere, rahmetti, evet, 'Şer'i mübîn'i,
Şehbâl'ini adl isteyenin yurduna gerdi.
Dünya neye sâhipse, onun vergisidir hep;
Medyûn (borçlu) ona cem'iyyeti, medyûn ona ferdi..
Medyûndur o mâsûma, bütün bir beşeriyyet...
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile 'haşr' et.'
*
Merhûm Âkif'in şiirinden sonra, Ârif Nihad Asya merhûmun insana 'siyer-i nebi' tarihinden satırlar okunuyormuş gibi duygular veren, 'Naat' isimli uzuun şiirini de okuyalım:
'Naat
Seccâden kumlardı.
Devirlerden, diyarlardan gelip,
Göklerde buluşan
Ezânların vardı!.
Mescid mu'min, minber mu'min...
Taşardı kubbelerden tekbir,
Dolardı kubbelere, 'Âmin!'..
Ve mübarek geceler dualarımız;
Geri gelmeyen dualardı..
Geceler ki, pırıl-pırıl
Kandillerin yanardı..
Kapına gelenler ya Muhammed,
-Uzaktan, yakından
Mü'min döndüler kapından...
Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
İki dünyada aziz ümmet,
Muhammed ümmetiydi...
Konsun yine - pervazlara
Güvercinler,
Hu hû'lara karışsın
'Âmin'ler,
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatiha'lar, Yâsin'ler..
Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi...
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın,
Yoksulların sahibi..
Nerde kaldın ey Resul,
Nerde kaldın ey Nebi!..
Günler ne günlerdi,
Yâ Muhammed!..
Çağlar ne çağlardı;
Daha dünyaya gelmeden
Mü'minlerin vardı...
Ve bir gün ki, gaflet,
Çöller kadardı..
Halime'nin kucağında,
Abdullah'ın yetimi,
Âmine'nin emaneti ağlardı..
Hatice'nin goncası
Aişe'nin gülüydün..
Ümmet'in göz bebeği
Göklerin Resulü'ydün..
Elçi geldin, elçiler gönderdin;
Rûhunu Allah'a; elini ümmetine verdin,
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke'de bunalırsan;
Medine'ye göçerdin..
*
Biz,
Bu dünyadan nereye
Göçelim ya Muhammed!
Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet
Altın devrini yaşıyor...
Diller, sayfalar, satırlar
'Ebû Leheb öldü!' diyorlar;
Ebû Leheb ölmedi ya Muhammed!
Ebu Cehîl; kıt'alar dolaşıyor...
Neler duydu şu dünyada
Mevlidine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi ey Nebi!
Adına alışkın dudaklarımız..
Artık yolunu bilmiyor,
Artık yolunu unuttu
Ayaklarımız..
Kâbe'ne siyahlar
Yakışmamıştır ya Muhammed!
Bugünkü kadar!
Hased, gururla savaşta;
Gurur; Kaf dağında derebeyi..
Onu da yaralarlar kanadından
Gelse bir şefkat meleği..
İyiliğin türbesine,
Türbedar oldu iyi..
Vicdanlar sakat
Çıkmadan Yâ Muhammed yarına!
İyilikler getir, güzellikler getir
Âdem oğullarına...
Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi Taif'tir, kimi Hayber'dir...
Fethedemedik Yâ Muhammed
Senelerdir...
Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi;
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi...
Günahın kursağında
Haramların peteği..
Bayram yaptı yabanlar
Semave'yi boşaltıp;
Save'yi dolduranlar
Atını hendeklerden, bir atlayışta,
Aşırdı aşıranlar..
Ağlasın Yesrib! (sonralardaki- şimdiki ismiyle, Medine)
Ağlasın Selmanlar...

5