Evet, Almanya'nın eski ünlü 'Federal Başbakan'ı Angela Merkel'e, Trump hakkındaki görüşleri sorulduğunda 'Dünya meselelerine bir emlâk tâciri mantığıyla bakıyor..' demişti..
Maduro'nun Devlet Başkanı iken, Amerikan emperyalizminin bir gece baskınıyla yatağından yakalanıp götürülüşünün gösterildiği video filmini izlemeyenler, o filmi hazırlatıp medyaya bizzat servis ettiren Trump'ın ibretlik bir firavunluk tavrı sergilediğini ve bütün 'gücetaparlar'da görülen özellikleri hem de en basit ve kaba şekliyle sergilediğini fark edememiş olabilirler.
Hani, 2-3 bin öncelerde, tahakküm ettiği halklara, 'Ben sizin Rabbinizim..' diyen firavunlar vardı ya, onların yeni zaman örneklerinden birisi olan Trump denilen kişi de işte öyle bir zamâne firavunu..
Kur'an'da, Nâziat Sûresi'nin 15-26. âyetler arasında anlatılanlara bir bakalım, ( meâlen) :
15-Sana Mûsâ'nın haberi geldi mi
16-Rabbi ona kutsal vâdi Tuvâ'da şöyle seslenmişti:
17-"Firavun'a git! O hakikaten azdı."
18-19- Ona de ki: "Arınmayı ve seni Rabbinin yoluna iletmemi ister misin Böylece O'na saygılı davranırsın."
20- Ve Mûsâ ona en büyük mûcizeyi gösterdi. (Hz. Mûsâ'nın Firavun'a gösterdiği en büyük mûcizeden maksad, yılana dönüşen âsâsıdır.)
21- O (Firavun) ise hemen yalanladı ve karşı çıktı.
22-Sonra dönüp gitti.
23-Derhal adamlarını toplayıp seslendi:
24-"Ben sizin en yüce Rabbinizim!" dedi.
25-Allah da ona ibretlik dünya ve âhiret cezası verdi.
26- Elbette bunda Allah'a itaatsizlikten korkanların alacağı büyük bir ders vardır!'
Evet, İnsanları uyarmak için gönderilen peygamberi yalanlayanların sonunun ne derece kötü olacağı bildirilerek bundan ibret alınması istenmiştir..
İmam Gazzalî de, (İhyâ'ul'Ulûm-id-dîn), . III,281 ve devamında), 'Firavun'a, "Ben sizin en büyük tanrınızım" dedirten enaniyet, aslında her insanın içinde saklıdır; fakat kimi bunu dışarı vurur, kimi de bazı sebeplerle içinde tutar veya bastırır. Firavun tipiyle uyuşan insanlardaki bu küstah iddia, her insanda bulunan yetkinlik, yükselme ve özgürleşme arzusu ve arayışının saptırılmış şeklidir.' Oysa gerçek yetkinliğe, yükselme ve özgürleşmeye ancak ve ancak Allah'a yönelmek, O'nu tanımak (mârifet), buyruğuna ve rızâsına göre yaşamak, ilâhî ahlâk ile bezenmekle ulaşılabilir. Bunun dışındaki bütün benlik ve yetkinlik iddiaları tam tersine gerçekte bir alçalıştır, düşüştür.'
*
Şimdi karşımızdaki firavun edalı mağrur kişiye bakarken bunları hatırlamakta fayda var..
Gerçekten ibretlik ve 'yeni zamanlar Amerikan Kralı' olan bu kişi, bizzat hazırlatıp, -gerçekte, hep karanlık ve kanlı olsa da-, 'Beyaz Saray' diye anılan mekândan, medyaya resmen servis ettirdiği video filminde, Maduro'yu Venezuela ülkesinin Devlet Başkanlığı'ndan alıp, elleri kelepçeli ve ayakları zincirli şekilde zelil duruma nasıl düşürttüğünü göstermekle yetinmemiş ve asıl kendisinin, 'ne büyük ve asla karşı konulamaz bir güç sahibi' olduğunu göstermek ihtiyacını da hissetmiş.. Ama bunu yaparken, kendisinin ne kadar basit ve kaba birisi olduğunu düşünememiş..
(Halbuki, askerlikte, savaş esnasında karşı tarafın kumandanı esir alındığında bile, o kişinin rütbesinin gözetildiğini ve sıfatını küçük düşürmeyecek şekilde davranıldığını bu güçperest kişi nereden bilsindi..
Hatırlayalım,
Selçukoğulları'nın büyük sultanı Alparslan, Bizans İmparatoru Romenos Diogenes'i 1071'de Malazgirt'te yenip esir aldıktan sonra, onu teselli etmiş ve 'Ben senin eline esir düşseydim, ne yapardın' diye sormuş, esiri de, 'Gözlerini oydurur ve sonra öldürtürdüm' cevabını vermişti, açıkça..
Sultan Alparslan, -Benim sana ne yapacağımı hayal ediyorsun' deyince, Diogenes, Alparslan'ın da aynı cezalandırmayı yapacağını düşünerek tekrarlamıştı..
Ama, Alparslan, 'Hayır, ben seni cezalandırmayacağım, seni özel bir muhafız ekibinin koruması altında ülkene göndereceğim..' demiş ve aynı şekilde yapmıştı..
Ama, Diogenes, Bizans ülkesine teslim edildikten sonra, onu askerleri taa İstabul'a kadar bile götürmekte sabır gösteremeyip, Tokat Kalesi'ne hapsetmiş ve sonra da gözlerini oyduktan sonra öldürmüşlerdi; o da ayrı bir konu..
*
Kezâ, 1877-1878'deki (Hicrî takvimle 1293'e tekabül ettiği için, tarihimizde kısaca, '93 Harbi' diye bilinen) savaşta Gazi Osman Paşa, 5-6 aylık bir muhasaradan sonra Plevne'de yaralanıp esir düşünce, Rus Çarı'nın huzuruna götürülmüş ve o da, esir düşmüş bir kumandan olarak- yenilgiyi kabullenmek işareti olarak- kılıcını Çar'a takdim etmiş ve amma, Çar ona, 'Paşa, bu sizin kılıcınızdır ve onun hakkını verdiniz.. Onu taşımak da yine sizin hakkınızdır..' diye iade etmişti.
Yani, bir siyasî veya askerî mücadelede, kazanmak kadar kaybetmek de tabiî neticelerdendir ve amma, 'galib gelenin mağlub olanı aşağılaması ise.. Asıl aşağılık, galibin, hele de yenip esir aldıktan hasmını aşağılamasıdır.'
*
Yine hatırlayalım, -topal' olduğu için, Farsçada topal mânasındaki 'leng' kelimesiyle- Timur-leng diye anılan ünlü Emir, 1402'de taa Buhara ve Semerkand taraflarından gelip Ankara'da Osmanlı'nın en savaşçı sultanlarından birisi olan Yıldırım Bayezid'i ve ordusunu yenmişti..
Yıldırım esir düşmüş ve Timur'un huzuruna getirilince, Timur'un güldüğü, bunun üzerine, -bir gözü şaşı olan- Yıldırım'ın da

69