''Dayatılan bir 'barış', dayatılan bir 'savaş'tan daha tercihe şâyan değildir''

Trump'ın İran politikasındaki çelişkili mesajları ve John Bolton'ın eleştirileri karşısında, Müslüman dünya neden tek bir ses olarak tepki gösteremiyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Trump yönetiminin İran konusunda net bir stratejisi olmadığını ve emperyal güçlerin zulümlerine karşı Müslüman dünyasının sessizliğini eleştiriyor. Bu tepkisizliğin nedenini, Batılı güçlerin çıkarlarına dayalı yönetim anlayışında görüyor. Ancak yazarın, müslüman toplumlarda da zulüm yapanların bulunduğunu kabul etmesine rağmen, dinî değerlere bağlılıkla hareket etmenin gerekliliğini vurgulaması, kendi öncüllerinin de bu ilkeler için savaştığını söylemesine rağmen, böyle bir birlik mümkün müdür?

Önce, umumî bir teşekkür:

'Geçen hafta, âniden ortaya çıkan tıbbî bir rahatsızlığın bir 'kalb krizi' olduğunu farkedip, gece yarısında, Fatih ilçesinden beni hemen, İstanbul'un merkezine çok uzakta bulunan 'ÇAM-SAKURA Hastahanesi'ne ulaştırarak, zaman kaybetmeden gerekli tıbbî müdahalenin yapılmasını sağlayan kadîm dostum Dr. Mustafa Yılmaz başta olmak üzere, mezkûr Hastahane'nin bütün personeline -ve bu arada ülkemiz yönetiminin en üst yetkili ismi başta olmak üzere-, TBMM eski Başkanlarından Prof. Mustafa Şentop Hoca ve Meclis İdare Âmiri İstanbul M.Vekili Hasan Turan beylere ve burada isimlerini saymam mümkün olmayan çok sayıda gönüldaşlarıma, 'Allah râzı olsun..' diyor ve fiilî durumumun, 'Elhamdulilllah..' olumlu bir çizgide devam ettiğini ve aynı inancı paylaştığım kardeşlerimin dualarını beklemekte olduklarını belirtiyorum..'

*

**

Yüzlerce okuyucu kardeşin mesajlarında dile getirilen ortak görüş, 'Amerikan emperyalizminin Müslüman dünyasına ve coğrafyalarına musallat olmak isteyen ve görüş ve sözleri ve tavırları her an fırıldak gibi değişebilen ABD Başkanı Trump'ın ve bütün emperial-şeytanî güçlerin azgınlıkları karşısında, Dünya Müslümanlarının, tek bir 'kalb, beyin ve yumruk' halinde dikilememesinin 'acı'sını yansıtıyor.

Bazı okuyucular da, kendilerini, hâlâ da, 'hür ve medenî bir dünya' diye yansıtmaya çalışan -güya, çağdaş, modern vs. - diye sunulmaya çalışılan bir dünyanın bu kadar alçakça zulümler ve haksızlıklar karşısında böylesine büyük çapta sessiz ve tepkisiz kalmasını bekliyor muydunuz ve onların kendi dünyalarından, yapılan bu zulümlere itiraz eden hiç mi dürüstçe düşünen kimse yok' diye soruyorlar.

Bu konuda bir olumlu beklenti olmaması gerektiğini esas almak daha doğru olur. Çünkü, onlar putlarına, menfaatlerine, güçlerine aykırı gelmeyen herşeyi caiz görüyorlar. Önceki yazımızda da değindiğimiz üzere, başta Trump olmak üzere, bugünün zorbalarının da, dünkü Firavun'lar ve Nemrud'lardan ve daha nice benzerlerinden ilham alan kimseler olduğu görülmezse, konu anlaşılamaz.. Bu bakımdan, bu zâlim dünyadan hayırlı bir insanî tavır beklemek yersiz ve hattâ abes olur..

Unutmayalım ki, Trump, daha 2-3 hafta önce, kendi generallerinden birinin, kendisine, 'insan öldürmenin çok zevkli olduğunu anlattığı'nı dile getiriyordu, gülerek..

Ve onun sözkonusu ettiği insanlar, en çok da Müslüman'lardı, tabiatiyle.

Bu vesileyle belirtelim ki, bazı okuyucular, benzer zulümleri, kendilerini Müslüman olarak niteleyenlerin de yapabileceğini belirtiyorlar.. Elbette bu da mümkün ve muhtemel..

Ama, bizim aramızdan da uzak ve hattâ yakın geçmişten nice 'Haccâc-ı Zâlim'ler, kan içiciler, vampir ve sapkınlar, sarhoşlar çıkmıştır da.. Ama, onların karşısına da, bütün insanlığın karşısına biz, aslî değerlerimizle çıkar, inancımıza aykırı uygulamaları mâzur göstermeye çalışmak gibi davranışlara tutunamayız. Çünkü, 'Biz Müslüman'ız, dünyaya bakışımızı, hareketlerimizi, savaşlarımızı ve sevgilerimizi ancak ve ancak inandığımız temel inanç ölçülerimize uygun şekilde sergilemeye mecburuz.. Ve bilir ve inanırız ki, biz de şeytanî güçlerin yaptıklarını benimseyecek olursak; onlardan bir farkımız kalmaz..'

Nitekim, merhûm Aliya İzzet Begoviç, 30 yıl öncelerde, Bosna Faciası günlerinde, sırf Müslüman oldukları için en zâlimâne yöntemlerle katledilen 250 bine yakın insanın katli faciası karşısında, benzer mukabele yöntemleri için, cevaz isteyen Müslüman savaşçılar, düşmanların en zâlimâne davranışlarına sed çekmek ve o zâlimleri frenlemek, korkutmak için izin istediklerinde, merhûm Âliya'dan, 'Onlar bizim öğretmenimiz değil, düşmanımız.. Biz nasıl savaşılacağının ölçülerini inançlarımızdan alırız..' cevabını alacaklardı.

*

Bazı okuyucularımız da, yapılan bunca zulümlere nice tefekkür insanlarının, âriflerin, filozofların, fikir adamlarının hiç bir şey deyip demediklerini soruyorlar.. Ve onların içinde hiç bir itiraz yükselmiyor mu diyorlar

Tabiatiyle biz, pergelin bir ayağını sâbit bir noktaya dayandırıp, pergelin diğer ayağıyla bütün dünyayı dolaşabiliriz..

Biz bu noktada şu kadarının belirtelim ki, ABD Başkanı Trump'ın ilk başkanlık döneminde 'Ulusal güvenlik danışmanı John Bolton, 23 Nisan günü yaptığı açıklamada, Trump'ın 'İran'dan siyasî gerekçelerle çekilmek istediğini' ve ancak, "kaçıp gitme" izlenimi bırakmaktan korktuğunu veya geri adım gibi görünebilecek herhangi bir anlaşmadan kaçındığını' söyledi.

Bolton ayrıca News Nation'ın bir programına da bağlanarak, Tahran'ın Washington'ın yaklaşımında "zayıflık sezdiği" için İran'ın yeni bir anlaşmadaki herhangi bir taahhüdü yerine getirme ihtimalinin neredeyse 'sıfır' olduğunu da savundu.