Cevad Özkaya kardeşimizi ebediyet âlemine uğurlayışın ardından...

Evvelki gün, Üsküdar-Bağlarbaşı mıntıkasındaki İlâhiyat Fakültesi Camiinde, hafif bir yağmur altında binlerden oluşan bir cemaat tarafından kılınan bir cenaze namazından sonra çok özlü bir şekilde, 'tezkiye' konuşmasını yapan önceki Diyanet İşl. Başkanı Prof. Mehmed Görmez'den ayrı olarak, Meclis Başkanı Prof. Numan Kurtulmuş Bey de cemaat arasındaydı.

Başkan Erdoğan'ın da bir tâziye (başsağlığı) ve rahmet dileği mesajı yayınladığı Cevad Özkaya kardeşimin vefat haberi beklenmedik bir durum idi. Çünkü 45-50 gün kadar önce, güzel bir Eylûl gününde Müslümanların temel konuları etrafında, uzuun bir sohbet etmiştik.. Cevad kardeşim, o zaman rahatsızlığından hiç söz etmemişti. Halbuki, yakın çevresi, -tabâbet dilinde, kısaca- 'CA' diye nitelenen mâlum ağır rahatsızlığa giriftar olduğunu yıllardır biliyorlarmış..

Cevad, Samsun'un 40 km. kadar doğusunda, Yeşilırmak'ın Karadeniz'e kavuştuğu deltadaki Çarşamba ilçesindendi.. Ama, Cevad'la aramızdaki yakınlık, onunla hemşehri oluştan değil; aynı dünya görüşüne, İslam inancına bağlı, gayretli ve sağlam karakterli bir şahsiyet sahibi oluştan kaynaklanıyordu.. İnanç, tefekkür ve duygularında dürüstlüğüyle bilinen Cevad kardeşim, meğer, o ağır rahatsızlığın sonuna doğru yaklaştığını bizzat da biliyormuş, ama, dostlarının zihinlerini kendi rahatsızlığıyla meşgul etmek istemediğinden, bu konuyu pek konuşmazmış.. Pınar Yayınları'nın fikrî çizgi ve istikametini belirlemekte karar sahibi durumunda olan birisi olarak tanınan Cevad'la yakın bir dostluğum olduğum halde, , bu rahatsızlığından habersizdim..

Cevad Özkaya kardeşime, çıktığı bu ebediyet yolculuğunda Allah'u Tealâ'dan rahmet ve aile efradına da Sabırlar niyaz ediyorum.

*

Nurî Pakdil ağabeyi rahmetle anarken..

Ebediyyet âlemine geçişinin 7.yıldönümü dolayısıyla merhûm Nuri Pakdil ağabeyimizle ilgili 7-8 dakikalık da olsa dün sabah, 10.45 civarında TRT Haber'de bir program yayınlandı.. Dikkati ve emeği geçenlere teşekkürler..

Böyle yıldönümlerinde ülke halkının çok büyük bir ekseriyetini teşkil eden Müslüman halkımızın ve İslam Milleti'nin değerli bir mensubunun anılması medyamıza hâkim olmak hedeflerini kaybetmek istemeyen laik -materyalist zihniyet sahiplerini rahatsız etmiş olabilir. Çünkü, onlara göre Nuri Pakdil diye biri yoktu âdeta.. Tıpkı merhûm Necib Fâzıl'ı da, sırf san'atını dininin, duyuru kulesi olarak kullanmasına besledikleri kızgınlıklarında olduğu gibi..

* aziz İslam mesajının

Rahmetli Nuri Pakdil ile aramızda, şahsî âşinalıktan yıllarca önce de, onun duygu, düşünce ve inanç dünyasına aşinâ olmanın getirdiği bir gıyabî muhabbet vardı. Yurt dışında geçen uzun yıllar boyunca görüştüğüm ve Nuri Pakdil ağabeyle tanışan kardeşlerden niceleri ondan bahseder ve karşılıklı selâmları getirir, götürürlerdi. Onlarca yıllık uzuun bir ayrılıktan sonra 2015 başında ülkeye dönüp, Ankara'ya gittiğimde ilk ziyaret ettiğim dostlardan birisi de merhûm Nurî ağabey idi.

Bir ziyaretim sırasında, evindeki kitaplığının bir kenarında yaşlı bir kadın fotoğrafı görmüştüm; rahmetli annemi hatırlatıyordu. 'Âbi, bu kimdir' dediğimde, gözleri buğulanmış ve 'Anam..' demişti, titreyen bir sesle..

Sonra da, 'selahaddinciğim, 30 yıl var ki, anamın mezarını ziyaret edemedim. İstanbul'da, Topkapı dışında Merkez Efendi Mezarlığı'nda.. Anamın mezarını bulsan, bana da vekaleten, bir Fatiha okusan!' demişti.

İstanbul'a döndüğümde, Nurî ağabeyin isteğini yerine getirmek üzere, Mezarlıklar Müdürlüğü'nden, böyle bir aramanın mümkün olup olmadığını sordum. 'Vecihe Pakdil' ismini söyledim, bilgisayar hemen yerini bildirdi.. O kabri bulup ziyaret ederek, Nurî ağabey'e de fotoğrafını göndermiştim; teşekkürlerini bildirmişti..

Şimdi bakıyorum, Nuri Pakdil ağabeyin vefatı üzerinden 7 yıl geçmiş.. Bu 7. yıldönümü dolayısıyla, ülkenin C. Başkanı Tayyib Bey'in bir mesaj yayınlamasının daha bir özel mânası vardır.

*

Merhûm Nuri Pakdil ağabey için sadece 'Filistin ve Kudüs şairi gibi tâbirler kullanılıyor. Elbette Filistin de, İslam Birliği idealimizin en can alıcı noktalarından biriydi ve de biridir. Ama, yalnızca bunlar değil.. Bizim hedefimiz olarak zikrettiğimiz İslam Birliği' idealimizin gerçekleşmesinde, inanç değerlerimizin hayata yansıtılması hedefi dualarımızın, hareketlerimizin ve hattâ rüyalarımızın ve hayallerimizin bile aslî konularındandır ve bunun için, yeryüzünde elbette coğrafyaya ve de toprak parçasına da ihtiyaç vardır.

Yarım yüzyılı aşkın bir tanıdığım Nuri Pakdil ağabeyle hemen hemen her konuda hemfikir idik.. 'Yer kürede, bir yerin İslam vatanı olması için, o yerin, inanç değerlerimizi hâkim kılacağımız bir coğrafya olmasına duyulan ihtiyaç, onun için de kaçınılmaz gereklerdendir.

Müslümanlar elbette bir toprak veya genel mânada bir coğrafyaya tapan insanlar değildirler; onlar, Yaratıcı'larının bildirdiği hükümlere göre bir dünya düzeni kurmadıkça, yaratılış hedeflerine uygun bir hayat tarzını gerçekleştiremeyecekleri inancının şuûruyla, bir