Bugünü anlamaya çalışırken, yakın geçmişi göz ardı etmemek...

Venezuela Devlet Başkanı Nikolas Maduro'nun, 28 Şubat 2026 gecesi, başkent Caracas'daki evine, gece yarısı baskın yapan Amerikan komando güçleri eliyle, 'yatağından kaldırılıp Amerika'ya kaçırılması' şeklinde sahnelenen saldırganlığı 'Büyük iş yaptık...' diye kutsayan Trump'ın başına da benzer bir baskın gelsin istemeyiz her halde değil mi

Çünkü o kendisini ve ABD'yi hâlâ da, 'dünyanın jandarması' sanıyor ve öyle olunca da onun için her şey caiz gözüküyor.

*

ABD'nin 60 yıl öncelerdeki güçlü Başkanı J.F.Kennedy'nin 23 Kasım 1963'te hem de Amerika içinde ve de hareket halindeki bir arabada giderken, bir suikastçının tek bir mermisiyle vurularak öldürülmüştü; hem de dünyada hiç beklenmeyen bir anda.

O sıralarda siyasî kişilere suikastlar daha bir moda idi, dünyada... Nitekim, kemalist askerî darbecilerce; 10 yıllık Başvekil Adnan Menderes ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüşdü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın idamları da o dönemin acı meyvelerindendi. Ama bunun Amerikan Başkanı'na ulaşacağı beklenmiyordu...

Ortadoğu'da ise, arka arkaya darbeler, darbe teşebbüsleri tezgâhlanıyordu... Ama Müslüman halkları sevindiren bir gelişme de yaşanıyor ve Cezayir'de Müslüman halkın 130 yıllık Fransız işgaline karşı 1954'lerde başlattığı ve 7 yıl süren ve Cezayirli 1,5 milyon Müslümanın o mücadelede can verdiği qıyâm hareketi ve istiklal savaşı... Nihayet, General De Gaulle' (Dö Gol)'ün, 1961 Baharı'nda Fransız donanmasını ve ordusunu Cezayir'den çekeceğini açıklamasıyla, Müslüman halkın zaferi kabul edilmiş oluyordu. Ama Müslümanların mücadelesine liderlik yapan Ferhad Abbâs ve liderlik ettiği İslamî hedefleri gözeten güçler, Fransa'nın da desteklediği Ahmed bin Bellâ liderliğindeki laiklere, bir gün ortasında yaptırılan bir hükûmet darbesiyle kenara konuluyorlardı.

Suriye'de ise o günlerde, her 6 ayda bir, yeni bir askerî darbe yapılıyor ve aynı durum, Yemen'de, Kuzey ve Güney Yemen diye bir bölünmeyi de getiren iç savaşta, marksist güçlerle, kabileler arası mücadele yıllarca devam ediyordu.

Mısır'da ise, 1952 yılında General Necib'le birlikte Kral Faruk'u deviren Alb.Cemal Abdunnâsır, ilk zamanlar Müslüman halk kitlelerinin muhabbetini kazanmışken, General Necib'i 15 ay sonra kenara koyan Nâsır, bu kez de Müslüman kitlelerle mücadeleye giriyor ve 'Fî Zılâl'ül Qur'an' ismiyle Kur'an tefsirini yazan Seyyid Kutb'u idâm ettiriyordu ve İslamî mücadelenin yolu kesiliyor ve o soylu cihad, aslî çizgisinden saptırılıyor ve 'arab kavmiyetçiliği + sosyalizm ideolojisi' üzerine kurulu Baasçı bir çizgiye oturtuluyordu. Türkiye'de ise, 10 yıllık başvekil Adnan Menderes ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüşdü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idâm ediliyorlar ve Kemalist-laik güçler devrim histerisi içinde Müslüman halkı sıkboğaz etmeye çalışıyorlardı...

Ama Suriye'de ise, her 6 ayda bir askerî darbe ile yönetici kadrolar rakip veya hasımlarını iktidardan uzaklaştırıyorlar ve hattâ öldürüyorlardı. Lübnan ise, Hristiyan arablarla Müslümanlar arasında kanlı iç savaşlar oluyor ve anlaşılmıştı ki, Irak'da içten içe, derinden derine, korkunç bir askerî darbe ve ihtilal şekilleniyordu.

Nitekim 1958 Temmuzu'nda, Irak'ın 14 yaşındaki kralı Faysal ve amcası 'Veliahd' Abdulillah ve Osmanlı'dan kalma paşa unvanını taşıyan ve 40 yıllık başbakan Nuri Said Paşa tam da Ankara'ya gelecekleri ve Ankara'da ana caddelerin Irak bayraklarıyla donatıldığı günün bir gün öncesinde, Bağdad Sarayı'nın en güvenilir kumandanlarından