Amerikan Kongresi'nde Temsilciler Meclisi üyesi olan Nancy Mace isimli hanım temsilci, 26 Mart günü yaptığı açıklamada 'Amerikan askerlerinin İran'a gönderilmesine karşı olduğunu' belirterek, Trump'ın da mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti'den ayrıldığını ve Demokratlar'ın safına açıklıyor ve Trump'ı, "Amerikalıların , petrol fiyatları uğruna ölmesini istemekle" suçluyordu..
Güney Carolina valiliği için de yarışan Kongre üyesi Mace, Washington merkezli bir yayın organına, "Güney Karolina'nın evlatlarını, oğullarımı ve kızlarımı petrol uğruna ölmeye; petrol fiyatı uğruna savaşa göndermek için oy vermeyeceğim" diyordu..
Mace, geçen Perşembe öğleden sonraki oylama sırasında The Independent' gazetesine konuşurken,
"Başkan Trump, Washington'daki savaş makinesinin Beyaz Saray'a nüfuz etmesinden ve bizi İran'la uzun, uzayan ve bitmek bilmeyen bir savaşa sürüklemesinden derin endişe duyuyorum." diyor ve Çarşamba günü Silahlı Kuvvetler Komitesi oturumundan öfkeyle ayrılıyor ve Washington'ın 'savaş makinesinin' İran'a asker göndermeye çalıştığını' söylüyordu.
Mace'in açıklaması, Trump'ın İran'la olan savaşını desteklemeye büyük ölçüde devam eden Cumhuriyetçi ana akımdan net bir kopuşu işaret ediyor ve savaşın devamına karşı çıkması, Pentagon'un Temsilciler Meclisi ve Senato'dan devam eden askerî operasyonları finanse etmek için 200 milyar dolarlık bir paket talep ettiği ve Demokratların Trump'ın savaş yapma yetkisini yasal yollarla kısıtlama çabalarını yoğunlaştırdığı bir dönemde gerçekleşiyordu..
Mace, The Independent'a yaptığı açıklamada, "Dün aldığımız bilgi eksikliğinden hayal kırıklığına uğradım," diyor ve önceki yönetimlerin aksine , Trump yönetiminin Kongre'ye danışmamış olmasını eleştiriyor; "Pearl Harbor'a geri dönerseniz, Başkan Roosevelt Kongre aracılığıyla savaş ilan etti" diyor..
Ancak hem Beyaz Saray'a ve hem de Kongre'deki Cumhuriyetçi liderlere bu gibi eleştiri ve itirazların, Trump'ın savaş yetkilerinin sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağı veya nasıl sınırlandırılacağı konusundaki tartışmalara ne gibi etkilerini olacağı henüz tahmin edilemiyor. Çünkü, Trump, ömrünün son demlerinde tarihte kolayca unutulamayacak bir tip olarak kalmak istediğini hisssettiriyor.. Nitekim , üstelik de Türkiye'nin yoğun çabalarından sonra Azerbaycan- Ermenistan arasında gerçekleşen- barış andlaşmasının zeminini kendisi hazırlamış gibi, iki tarafın liderlerini Beyaz Saray'a çağırıp imzalatmakla yetinmemiş ve o iki taraf arasındaki, ihtilaf konularından birisi olan Zeng-i Zor Koridoru'nun adını da değiştirip, o andlaşma metnine 'Trump Koridoru' diye yazdıracak kadar tuhaf bir davranışla, isminin geleceğe her nasıl olursa olsun intikal etmesi arzusunu yansıtmıştı.. Yine işbu Trump, dün de, son günlerin en çok konuşulan konularının başında gelen Hürmüz Boğazı'nın adını da 'Trump Boğazı' olarak ifade etmiştir. Bu da bir sürç-ü lisan değil, bir dayatmaydı.. Mr. Trump, aklınca Amerikan tarihine veya dünya tarihine bu yolla geçmek ve ebedîleşmek istiyor.. Amerikan medya organları, belki de hemen , Hürmüz Boğazı'nın adını 'Trump Boğazı' olarak yazmaya başlamışlardır bile.. Geçmiş asırlarda, firavunlar da sadece isimlerinin değil, bedenlerinin de unutulmaması için cesedlerini mumyalattırırlardı.. (Merhûm Mehmed Âkif, Mısır'da, El'Uqsur'daki firavun mezarlarını ve onların mumyalanmış cesedlerini temaşa ederken, duygularını, Safahat'ında, 'Evet, bütün beşerin hakkıdır bekaa emeli.. Lâkin bunu, ne taştan, ne de leşten beklemeli..' mısralarıyla anlatmıştı, o ebedîleşmek arzusundaki sınır tanımazlığı ..
Trump'ın nasıl, 'megaloman' (kendini herkesten üstün görmek şeklindeki ruhî rahatsızlıkla malûl) bir çılgın olduğu aylardır, Amerikan medyasındaki bazı mutedil kalem erbabınca da dilde getiriliyor.. İlk çılgınlık işaretlerini de, 'Grönland'ı alacağım, Panama Kanalı da zâten bizim olmalıdır.. Sonra.. Burası niye Meksika Körfezi diye anılıyor, burası Amerikan Körfezi olarak anılmalıdır..' gibi çıkışlarıyla, bu sütundan, aylarca öncesinden beri ve Amerikan medyasındaki yayınlardan aktararak okuyuculara ulaştırmaya çalışmıştık..
Şimdi Trump'ın hayal âlemini hangi tasavvurları süslüyor bilinmez.. Ama, kafası, normal insanî sınırlar içinde biraz çalışsa, Başkanlık seçimlerine girerken devamlı barış teraneleri söyleyip, savaş karşıtlığından dem vurduğunu hatırlardı herhalde.. Şimdi ise, Hz. İsâ'nın o ilk zamanlarda, 2000 yıl öncelerde, Roma'ya kadar varan bağlılarının ruhları fethetmeye başladıklarını görüp, onları cezalandırmak için, 'Roma'yı İsevîler ateş'e verdi..' yalanıyla halkı onlar üzerine saldırtan, kendisi de Roma civarındaki sur kulelerinden birine çekilip, elinde 'lyr' denilen musiki âleti, dudaklarında ise, 'Ben öldükten sonra Roma isterse alevler içinde yansın'

5