Aslî değerlerimize düşman olanları, kimler alkışlıyorsa, ona daha bir dikkatlice bakmak gerekir

Pazar günleri, okuyucuların eleştiri, soru ve görüşlerine tahsis ettiğimiz bu sütunda bir diğer 'Hasbihal'imize muhterem okuyucularımızı selamlayarak ve hayırlı çalışmalar içinde olmalarını temenni ederek başlayalım:

*Rıza Zileli isimli okuyucu, 'Türkiye vatandaşı olmaktan ve Türkçe yazmaktan başka, bu ülkenin aslî unsuru olan Müslüman halkla ortak bir yönü olduğunu söylemenin zor olduğu' bir yazarın, 'Bütün Orta Doğulu erkeklerin kafalarındaki pislikler bende de var...' sözü, Amerika ve Avrupa toplumlarından nice anlı- şanlı tiplerin 'Epstein sapıklığı'nın bataklığından kurtulmak için bocaladıkları bir sırada bir şeyler yazmamı bekliyor...

--O konuda benim bir şeyler yazmama gerek kalmadı, sanırım, muhterem okuyucum... Çünkü, Sibel Erarslan kardeşimiz en güzel şekilde verdi o kişinin cevabını, 19 Şubat tarihli Star'daki yazısında...

Aynı şekilde, Mahmud Bıyıklı kardeşimiz de Haber 7'deki yazısında taşı gediğine koydu...

*

Söz konusu kişiye, 20 sene önce verilen ödülü hatırlanırsa... 'Hangi eğilimlerini yansıtan yazılarının karşılığı olarak Nobel Ödülü ile yaldızlandığını düşünmek bile meseleyi anlatmaya yeter... Ki, bu kişi, o sıralarda da, sadece ülkemizi, tarihimizi ve toplumumuzu küçük düşürecek iddialı laflar yazmakla bile, materyalist dünyanın beğenisini kazanmıştı.

Dikkat edilecek olursa, 19. Asr'ın son demlerinde 'dinamit'i icad ederek büyük servetler kazanan İskandinavyalı Alfred Nobel isimli fizik-kimya bilgininin, elde ettiği büyük sermayenin gelirlerinden 'insanlığa hizmet edecek fikirler- buluşlar icad edenleri teşvik etmek için, kendi adına böyle bir ödülün tesis edilmesini vasiyet etmişti. Evet, bu ödül, Norveç ve İsveç Parlamentoları'nın temsilcilerinden oluşan bir 'Nobel Komitesi' üyelerinin değerlendirme ve oylarıyla belirleniyor.

Ve de insanlığa yapılan üstün hizmetlerin karşılığı adına!!!..

*

Ama bizim insanlıktan anladığımızla onların anladığı birbirinin tam tersi ise... Ki, öyle... O zaman ne yapacağız Ki, o materyalist dünyanın, sadece uyuşturucu ve alkol kullanımına değil, behimî hazların esiri olduğu ve hattâ intihar salgınlığına doğru yol alan bir psikolojik açmazlar bataklığına yol alıp temel insanî kurumların başında gelen aile kurumunun yok sayılmasına varan bir materyalizm sürükleyiciliğiyle, her türlü sapıklığı özgürlük zannetmesini fecaatini de unutmamak gerekir.

Bunun en net örneğini Amerikan Başkanı Trump'ın sergilediğini, bütün dünyayla birlikte temaşa ediyoruz...

*

Bu konuya bu açıdan da bakan Mahmud Bey kardeşimiz, 'Asıl mesele, Batı karşısında duyulan kronik eziklik duygusudur. Kendi toplumunu, kendi kültürünü ve kendi insanını küçülttükçe Batı'dan aferin alacağını düşünen zihniyet, yüz yılı aşkın süredir Türk düşünce hayatının en sancılı meselelerinden biri olmayı sürdürmektedir. (...)İçinden çıktığı topluma nefret kustukça dışarıda kutsanan tipleri geçmişte çokça gördük. Bugün de aynı manzara devam etmektedir. Batı dünyasında kabul görmek isteyen kimi kalemler, Türkiye'yi, Doğu'yu ve İslam dünyasını aşağılayan cümleler kurdukça daha fazla ilgi görmekte, ödüller almakta ve uluslararası platformlarda el üstünde tutulmaktadır. Çünkü Batı, kendi üstünlük anlatısını besleyen söylemleri desteklemekte tereddüt etmemektedir. (...) Batı dünyasının görmek istediği Türkiye fotoğrafını sunan kalemlere karşılıkları verilir. (...) Nobel Edebiyat Ödülü de bu bağlamdan bütünüyle bağımsız değildir. Nobel, yalnızca edebî kaliteyle açıklanabilecek bir ödül değildir; aynı zamanda kültürel ve ideolojik tercihlerle de şekillenir. (...) Bugün Batı dünyasının kendi iç krizleri, ahlakî çöküşleri ve siyasî ikiyüzlülükleri ortadayken; dünyanın gözü önünde yaşanan sayısız skandal, insanlık dışı uygulama ve çifte standartlar varken, bütün kötülüğü yalnızca kendi toplumunda arayan bir 'aydın profili' ciddî bir zihnî çarpıklığa işaret etmektedir. (...) Namuslu aydın, toplumunun kusurlarını inkâr etmez; fakat onu aşağılayarak da konuşmaz. Eleştirir ama köklerinden utanmaz. (...) Dün de bugün de ülkemizin en önemli meselelerinden biri aydın sorunudur. Aydın sapması onunla başlamamış, onunla da bitmeyecek gibi görünüyor maalesef. (...) Aşağılık kompleksiyle, emperyalist dünyaya hizmet edenler olduğu gibi, kültür misyonerlerinin elemanı olarak da vazifelerini yerine getirenler olacak.' diyordu haklı olarak... (...) Cengiz Aytmatov'un "mankurtlaşma" olarak tanımladığı hâli yaşayan sayısız insan var. (...) Abdullah Cevdet'ler hiçbir zaman eksik olmamıştır. İsimleri değişmiş, ama zihinleri değişmemiştir. Kendi pisliklerini görmeden ülkelerini dışarıya pis göstermeye çalışırlar. Halbuki asıl pislik kendileridir.'

Evet, söz konusu kişi hakkında söylenecek daha çok sözler vardır ama şimdilik bu kadar yeter.

O gibi iddialı sözlere karşılık, biz de bütün Orta Doğuluları temize çıkaracak değiliz. En başta da o kişiyi. Ki, o, kendi mahiyetini veya çapını da itiraf ediyor.

Çünkü sapkınlık ve haram ilişkiler konusunda recm edilecek suçluya atılacak taş için 'ilk taşı, o suçu hiç işlememiş olanlar atsın...' denilmesi örneği de ibretliktir...

*

*Belçika'dan Selim Tarsuslu diyor ki: ABD, Danimarka'ya aid Grönland adasının parayla olmazsa başka yöntemlerle ABD'ye katacağı konusunda ısrarlı...

Bunu yapabilir mi, bilinmez... Ama Belçika gibi NATO'nun küçük ve zayıf ülkeleri Danimarka'dan daha güçlü değillerken yarınlarda Trump kafasıyla, Amerika'yla bütünleşmek adına yeni bir müstemleke çağının başlayabileceğinden korkuyorlar.

Onların bu korkuları ve zaafları dünya Müslümanlarını da düşündürtmeli değil mi'

--Bu okuyucumuzun sorusunun cevabı, kendi yazdıklarının içinde... Mesnevî müellifi Celâleddin-i Rûmî'nin 'Fîhi Mâ Fih' isimli eserinin adıyla cevap verelim... 'Fîhi Mâ Fih' 'İçindekiler içinde...' demektir...

*Birçok okuyucunun ortak sorusuna da ortak bir cevap vermeye çalışayım. Bu okuyucular 'Amerikan emperyalizminin İran'a saldıracağı veya saldırmayacağı' üzerine bir aya yakın zamandır TV ekranlarında 'yorum-toto' yapanlar karşısında, dünya toplumlarının, Trump'ın yeni ve müthiş bir silah olduğundan söz ettiği 'Discombobulator' / Sersemletici' dediği silahının etkisi altına alınmak istenmiyor mu Hele bazıları var ki, ABD saldırırsa, âdeta zil takıp oynayacaklar.

Halbuki geçen hafta Almanya'nın Munich kendinde 62'ncisi tertip olunan Avrupa Güvenlik Konferansı'nda, Amerikan Dışbakanı M. Rubio, âdeta bir