''Ağzını kanalizasyon olarak kullanan bir zamâne firavunu..''

Trump'ın narsisistik kişilik bozukluğu belirtileri, demokratik kurumları istikrarsızlaştıran bir yönetim tarzına dönüşüyor—psikolojik istismar taktikleri devlet düzeyinde uygulanabilir mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Trump'ın İran'a yönelik sözlerine ve askeri geçit törenine tepki göstererek, onun davranışlarında klinik narsisizm belirtileri bulunduğunu savunuyor; bunun sadece kişisel bir sorun değil, aile içi psikolojik istismarın devlet yönetimine yansıması olduğunu vurguluyor. Yazı, narsisistik liderliğin demokrasiyi nasıl istikrarsızlaştırdığını psikoloji uzmanı görüşleriyle açıklamaya çalışıyor. Ancak bir siyasi liderin ruh hali tanısı koymak, bilimsel mi yoksa siyasi bir araç mı olarak görülmelidir?

Merhûm M. Âkif, 'Utandım ağlayarak, ağladım utanmayarak..' diyordu, bir şiirinde..

'Amerikan Kralı'nın dünkü sözlerini duydunuz mu Müslüman İran halkına yönelik olarak kullandığı en galîz hakaret ve küfür sözlerini duyunca, utandım..

Şubat -1979'da, İran'da, milyonların hançeresinden yükselen 'Allah'u Ekber' nidası ve 100 binden fazla kurban vererek emperyalizmin uşağı Şah M. Rıza Pehlevî'yi İran'dan kaçmaya mecbur eden İslam Inkılâbı Hareketi, Mayıs-1980'de Tahran'da , 'Amerika'nın İran'daki Cinayetlerini Araştırmak' konulu bir uluslararası konferans tertiplemiş ve Türkiye'den de Prof. Mümtaz Soysal ve Prof. Ö. Kürkçüoğlu, Şevket Kazan ve bu satırların sahibi, davet edilmiştik. Dünya o zaman bugünden de daha fazla bir şaşkınlık içindeydi.. Çünkü, Tahran'daki Amerikan B. Elçiliği, Üniversite öğrencilerince basılmış, diplomat görüntülü CİA casuslarından 52 kişi, rehine alınmış ve izleri bulunamıyacak şekilde, bütün İran'a dağıtılmışlardı.

Amerika'da Jimmy Carter Başkan idi.. Rehine alınan diplomat görüntülü casuslarını kurtarmak için Amerika, bir kurtarma operasyonu yapmıştı, ama, Carter, bir sabah, tv. ekranlarına çıkmış ve 'ağlayarak', uçaklarının Doğu İran'daki Tabes Çölü'nde düştüğünü ve pilotlarının ve vazifeli, onlarca Amerikan vatandaşlarının öldüğünü açıklamış, sorumluluğu üstlenmişti.

Sözkonusu konferansa o havada gitmiştik ve o İnkılab'ın lideri olan 80 yaşındaki rahmetli İmam Rûhullah Khomeynî tarafından 300 kadar yabancılar olarak kabul edilmiştik.. İmam, o kabulde yaptığı konuşmada, 'Bizim haberimiz yoktu.. Biz uykudaydık ve amma, uykuda olmayan birisi vardı ve o müdahaleyi tv. ekranlarından ağlayarak açıklayan Carter'den öğrenmiştik..' demişti.. Prof. Mümtaz Soysal, 'Yahu, Selahaddin, bu adam başka birisi.. O kadar inanarak söylüyor ki, sanki, Allah ona, Siz uyuyordunuz, ama, benim yardımım size ulaştı..' demiş gibi, inanarak konuşuyor..' demişti..

Aradan 46 yıl geçti.. Bu arada 22 Eylûl 1980 günü, Irak lideri Saddam'ın saldırmasıyla başlayan ve 8 yıl süren ve de iki taraftan en az 1 milyon kadar Müslüman evlâdının can verdiği ve maddî açıdan da korkunç yıkımlar getiren savaş.. Halbuki, o savaştan 1 hafta kadar önce, o zamanın Fransa Başbakanı Jacque Chirac bir resmî gezi için Bağdat'a gitmiş ve Saddam o zaman, Chirac'a, 'İran'a saldıracağını' söylemiş, o da, gereken hazırlıklarının olup olmadığını sorunca, 'Bu savaş sadece 7 gün sürecek, Yıldırım Savaşı olacak..' demişti.

Chirac bu görüşmeyi, 1980-88 arasında 8 yıl sürecek olan İran-Irak Savaşı'nın 7. yılında ifşa etmiş ve '7 gün sürecek denilen savaş, bugün 7. yılında.. Daha ne kadar süreceği de belli değil..' demişti..

*

Evet, evdeki hesap, çarşıya uymaz misali, evet, bugün de Trump ve başkaları hesap yaparlar, ama, savaşı başlatanlar mutlaka zaferle bitirirler diye bir kesin öngörü, gerçekçi değildir..

Bugün de Amerika ve siyonist İsrail, İran'ı yeryüzünden silmeye kararlı gözüküyorlar..

Esasen hiç kimse, 'kesin yenileceğiz diye savaşa girmez.'

*

Bu vesileyle, 3 Nisan tarihli yazımızdan bir paragrafı tekrarlamak istiyorum:

'Selefleri olan 'Başkan'larca mukayese edilince, hiç birisinin olmadığı derecede 'demence senile' (Demans senil / yaşlılık bunaması) tablosu sergileyen bu kişi, bugünlerde, aklî melekelerinin dumûra uğramış olabileceğine dair, Amerikan medyasında bile sözkonusu edilen bazı iddia ve isnadların yanlış ve yakıştırma olmadığını da bizzat ispatlamaktadır.' demiştim.

Ama, bu kişinin, dün ağzından çıkan sözler, en galiz ve şerefizce söylendiklerinden, kanalizasyon kokusu veriyordu.

Trump yönetimi, ABD Ordusu'nun 250. yıldönümünü ve Başkan'ın 79. doğum gününü kutlamak için 14 Haziran'da askerî bir geçit töreni planlıyor . 'Kendini yüceltme duygusu', tanklar, uçak gösterileri ve bir doğum günü partisi için 45 milyon dolar'a kadar harcama gerektiriyorsa, artık pasta ve mumlar dünyasında değiliz; doğrudan narsistik kişilik bozukluğunun 1. kriteri olan "aşırı bir öz önem duygusu"ndan söz ediyoruz: Psikolog, Trump'ın, Adolf Hitler'den 100 sene sonra sergilediği ve vesile olduğu gelişmelere bir uzman gözüyle bakarken, göze çarpan ilginç bir makaleyle karşılaştım..

Evet, bu konuda evvelki gün, Amerikan medya organlarından birinde, bir psikoloji profesörü olan Jocelyn Sze imzasıyla yayınlanan ve Trump'la da dolaylı olarak, onun ilgili psikolojik hallerini yansıtan bir psikanaliz yorumunu , -kısmen özetleyerek- birlikte okuyalım..

*

Sözkonusu uzman şöyle diyordu:

'Narsisistler konusunda uzmanlaşmış bir psikoloğum. Trump'ı durdurmak için yapmamız gerekenler şunlar:

*

'Açıkça söylemek gerekirse, şahsen bunu incelemeden, herhangi bir kamu figürünü teşhis edemem.

Ancak araştırmalar, özellikle siyasette, iktidar konumunda olanların 'büyüklenmeci narsisizm' özelliklerini sergileme ihtimalinin daha yüksek olduğunu gösteriyor. Narsisistik kontrol liderliğe sızdığında, gerçeği çarpıtır, güveni aşındırır ve kurumları istikrarsızlaştırır. Bu dinamikleri ne kadar iyi anlarsak, hem kamuoyunu, hem demokrasinin sağlığını o kadar iyi koruyabiliriz.

Travma ve narsistik istismarla çalışan bir klinik psikolog olarak, bu dinamiğin yankılarını terapi ofisimde her gün görüyorum. Aileleri istikrarsızlaştıran aynı kalıplar, demokrasileri de istikrarsızlaştırıyor: 'Büyüklenmeci narsisist'in manyetik vizyonuyla birlikte inkâr, saldırı, suçu başkasına atma ve duygusal kaos geliyor.

Hastalarımdan birini hatırlıyorum; kardeşinin, yaşlı annelerini şiddet tehditleriyle ve maddî istismarla terörize ettiğini keşfetmişti. Kadın uğradığı muameleyi dile getirdiğinde, kardeşi tavrını değiştirdi; her şeyi inkâr ve onu 'dengesiz' olmakla suçladı, aynı zamanda, "altın çocuk" imajını şiddetle korudu. *

Aile baskısı altında sessiz kalmaya zorlanan kadın, derin düşüncelere daldı. Ancak, farkındalık ve destekle donanmış olarak, kararlı durdu. Uğradığı muameleleri kırık bir plak gibi, sâkin bir şekilde dile getirirken, sınırını da korudu. Bunun bedeli olarak, sonunda o 'kardeş', annelerinin evinden uzaklaştırıldı.

Aynı görüntü, daha da büyütülmüş bir şekilde, siyasî sahnede de ortaya çıkıyor. Hükümetteki narsistik kontrol, 'senaryoyu tersine çevirerek ve denetleyicileri susturarak' gelişiyor.

Otoriter liderler de, narsist aile üyeleri gibi, sonuçların sadece bilinmediği değil, sürekli değiştiği ve tahmin edilemez olduğu, istikrarsız bir psikolojik durum yaratmak için bilindik taktiklere başvururlar.

Bu durum, beynin öngörme ve hazırlık yapma yeteneğini alt üst ederek insanları zihnen dengesiz bırakır ve kontrol edilmelerini kolaylaştırır. İyi haber şu: Farkındalık, daha fazla zarara karşı, psikolojik bağışıklık oluşturur.

*

Başka bir hastada ise, eski erkek arkadaşının bu tür bir istikrarsızlık yaratmak için kullandığı en sevdiği taktik "hedefleri sürekli değiştirmek"ti. (Onu "iyileştirme" bahanesiyle) bir talepte bulunur ve bu talep karşılandığında beklentiyi değiştirirdi.

Hükümette ise, bu, vatandaşların, medyanın ve müttefiklerin sürekli olarak belirsizlik içinde kalması için