Yazar, sosyal medya çağında fırsatçılık ve ünlülüğün paradokslarını gözlemliyor: bir tezgâh esnafı turist çekmek için yeterli iken, milyonluk gücü olan ünlüler neden kendi sorunlarını çözemiyorlar? İstanbul'dan Yunanistan'a, sahnesi olan kişilerin sessizliği ya da gürültülü dramları, para ve şöhret arasındaki boşluğu sorunsallaştırıyor; peki bu çelişkiler gerçekten yönetilemeyen bireysel başarısızlıklar mı, yoksa sistemin sunduğu fırsatların adil dağılmaması mı?
İstanbul'da deniz ulaşımını kullananlar bilir: Karaköy Vapur İskelesi'nin girişinde gazeteci, kestaneci, simitçi gibi küçük esnaf bulunur.
Bunlardan biri de 25 yaşındaki mısırcı Alper Temel.
Alper'in özelliği, "fazla yakışıklı" olması. Öyle ki gece-gündüz tezgâhının önünden ne zaman geçseniz, kendisiyle fotoğraf çektiren turistler görüyorsunuz.
Bazı ülkelerde öyle fenomen olmuş halde ki İstanbul'a gelenler sanki turistik bir kule ya da binaymış gibi, birlikte fotoğraf çektirmek için kuyruğa giriyorlar.
Özellikle eski Sovyet coğrafyasından gelen kadın turistlerin gözdesi ama en son, Özbek bir erkek turist Balat'taki evine kadar Alper'le yürüyüp büyüdüğü yaşadığı sokakları da görüntüledi mesela.
Alper de bu ilgiden memnun görünüyor. Fotoğraf çeken olabilir düşüncesiyle hep pırıl pırıl giyiniyor.
Haberin DevamıBir çeşit "atanamamış Burak Özçivit" gibi. Ama Burak bu işten milyonları kaldırırken Alper'in fotoğraf ve videolar karşılığında para aldığını da görmedim.
Kırık İngilizcesiyle çat pat sohbet edip yardımcı da oluyor turistlere.
Madem bu kadar ilgi var, keşke bir yolunu bulup paraya çevirebilse bu işi.
Yahut da devlet bir yere koyup maaş mı bağlasa...
Tatlıses cephesinde değişen bir şey yok
İbrahim Tatlıses'in yoğun bakıma kaldırılması sonucu küs olduğu çocukları Dilan Çıtak ve Ahmet Tatlıses'le hastanede görüşmesi, "Acaba buzlar eridi mi" sorusunu akla getirmişti ama sonuç beter oldu.
Ahmet Tatlıses yoğun bakımdaki ziyaretin ardından "Ayağımızda kelepçe bile olsa babamızın yanına geliriz" demişti.
İbrahim Tatlıses şöyle karşılık verdi çocukları Dilan ve Ahmet'e:
"Kameralara artizlik yapmaya geliyorlar. Dolandırıldım. Paramı aldılar. Zehir zıkkım olsun. Nefret ediyorum..."
Yahu madem hâlâ bu kadar kızgınsın, niye soktun yanına
Tansiyonu falan fırlayacak müşahede altında...
Işın Karaca'nınYunanistan'a alınmaması
Işın Karaca eşi ve çocuğuyla gittiği Yunanistan'da pasaporttan içeri sokulmadı.
Haberin DevamıGerekçe, daha önce Yunanistan Gümülcine'de verdiği bir konserde Atatürk'ün "Ne mutlu Türk'üm diyene" sözünü tekrarlayıp "İzmir Marşı"nı okuması.
Demek o konserde almışlar kara listeye.
Ne kötü düşünsenize: Ailece yola düşmüşsünüz, biletler-rezervasyonlar falan, onca vakit, onca para...
Hop havaya uçuyor!
Olaya bir de şöyle bakalım...

4