Zamansız değil, namazsız ölmekten korkmak

Namaz kılmayan bir müslümanın ahirette pişman olması kaçınılmazsa, dünyada namaz kılmayan milyonlarca kişi neden bu riskin farkında değil?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, ölümün kaçınılmaz olduğu ve her insanın kendine tayin edilen ecelde öleceği gerçeğinden hareketle, namazın ibadetler içinde en temel görev olduğunu savunmaktadır. Bu iddiayı Kur'an ayetleri ve Bediüzzaman'ın sözleriyle desteklemektedir. Ancak yazıdaki "zamansız ölmekten değil, namazsız ölmekten kork" çıkışı, dinî davranışı bir zorunluluk statüsünde sunarak okuyucuyu sorgulamaya davet etmektedir.

Yeryüzünde yaşayan her canlının, Cenab-ı Hak tarafından tayin edilen fıtrî bir eceli vardır. Takdir edilen ecel kesinlikle değişmez. Bu hakikate "Ecel geldiği zaman ne bir an geri ve ne de bir an ileri gitmez "ayeti işaret eder.

Kâinatta Allah'ın koyduğu bir tekâmül kanunu vardır. Bu kanuna tâbi olan her şeyin, gelişip büyümesi ve sonra yaşlanıp ölmesi söz konusudur. Bu kanundan kâinat dahil hiçbir şey kendisini kurtaramaz. Bir gün gelir, ömrünü tamamlar ve bu dünyadan göçüp gider.

Kâinatın küçük bir özeti olarak yaratılan ve mahlûkat içinde en şerefli varlık olan insan da, ecelin pençesinden kendisini kurtaramaz. Her ne kadar bu dünyada ebedî olarak kalacakmış gibi bir hisle yaşasa ve bütün gücüyle dünyaya sarılsa da, kendisine tayin edilen ecel geldiği zaman, istemediği halde çok sevdiği dünyasından sökülüp alınır ve inandığı ya da inanmadığı ahiret âlemlerine sevk edilir. İnsanın ahirete inanması veya inanmaması bu kesin gerçeği değiştirmez.

Bu dünyaya ebedî bir âlemin saadetini kazanmak için gönderilen ve imtihandan geçirilen insanların büyük çoğunluğu, bu imtihandan habersiz olarak yaşayıp, dünyanın her türlü zevklerini ve lezzetlerini tatmak ister. Halbuki, Bediüzzzaman Hazretlerinin ifade ettiği gibi "İnsan bu dünyaya keyf sürmek ve sefa ile ömür geçirmek için gelmediğine mütemadiyen gelenlerin gitmesi, gençlerin ihtiyarlaması ve zeval ve firakta yuvarlanması şahittir." (Hastalar Risalesi, 3. Nükte)

İmtihan için gönderilen her insanın, özellikle Müslüman olanların asıl vazifesi iman esaslarına inanmak ve ibadet ile Allah'a itaat etmektir. İbadetler içinde de, zengin fakir her Müslümanın yapması gereken ibadet ise, beş vakit kılınması gereken namazdır.

Mukaddes kitabımız Kur'ân-ı Kerîm'de, yüze yakın ayet-i kerîmelerde namazdan bahsedilir. Bunların bir kısmı zekât ile birlikte zikredilmiştir. Bunlardan bazıları şöyledir: "Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle beraber siz de rükû edin." (Bakara Suresi: 43) "Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah'tan yardım isteyin. ünkü Allah, sabredenlerle beraberdir." (Bakara Suresi: 153) "Yine bize: Namazı dosdoğru kılın ve Allah'a karşı gelmekten sakının" diye emredildi. O Allah ki, sonunda O'nun huzurunda toplanacaksınız." (En'am Suresi: 72) "Resulüm! Sana kitaptan ne vahyediliyorsa onu okuyup başkalarına da anlat. Namazı dosdoğru kıl! ünkü bütün şartlarına riayet edilerek hakkıyla kılınan namaz, insanı her türlü hayasızlıktan, dinin ve aklın kabul etmediği şeylerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise en büyük ibadettir. Allah, bütün yaptıklarınızı bilir." (Ankebut Suresi: 45)