İnsanlığınsaadeti için adanan ömürler...

İnsanlığın hidayeti, kurtuluşu ve ebedî saadeti için ömrünü adayanlar, en kıymetli insanlardır.

İnsanların saadeti için en büyük fedakârlığı yapanlar, başta Peygamber Efendimizin "gökteki yıldızlar gibi" diye vasfettiği Eshâb-ı kirâmdır. Allah yolunda ailelerini, akrabalarını; mallarını, mülklerini ve yurtlarını geride bırakıp yola çıktılar. Allah ve Resûlullah sevgisiyle ayrılığa ve meşakkatlere aldırmadılar. İnsanların iman ve saadete kavuşması için uzak beldelere gidip bir daha dönmediler.

Peygamber Efendimizden öğrendikleri din bilgileri ve güzel ahlâk, yaşayışlarına yön verdi. İmanı, ibadeti, helâli ve haramı öğrenirken emanete sadakati, adaleti ve merhameti de öğrendiler. Peygamber Efendimiz hayattayken başlayan öğretme hizmeti, onun vefatından sonra uzak beldelere yayıldı. Gittikleri yerlere Kur'ân-ı kerîmi, sünneti ve bunlarla şekillenen hayatın örnekliğini taşıdılar.

Onların yetiştirdiği Tâbiîn ve ardından gelen Tebe-i tâbiîn, bu emaneti devraldı. Bir hadis-i şerifi öğrenmek için yollar aşıldı; rivayetler araştırıldı, bilgiler korundu, talebeler yetiştirildi. İlim halkalarında başlayan hizmet, kitaplarla nesilden nesile ulaştı...

Bu nesillerde ve onları takip eden devirlerde yetişen âlimler, müctehid imamlar, Kur'ân ve Sünnetten çıkardıkları amelî hükümleri ilmî esaslarla ortaya koydular. Kıyamete kadar insanlara rahmet olan ve dinimizi en güzel şekilde anlatan, Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezhepleri, âlimlerin çalışmalarıyla günümüze ulaştı. Dünyanın her tarafında İslamiyet'e doğru uyulmasını sağladı.

Hayatlarını Allah yoluna adayan o kıymetli insanların, yaptıkları cihadın gayesi de dini yaymak, zulmü önlemek ve insanların imana, hakikate ulaşmasına mâni olan engelleri ortadan kaldırmaktı. Mal, şöhret ve hâkimiyet hırsı yoktu. Tek gayeleri insanların saadetine hizmet etmekti. Peygamber Efendimiz "Kim bir hayra vesile olursa, o hayrı yapanın sevabı kadar sevap alır" [Müslim] buyurdu.