Bir hayra vesile olmak, Allahü teâlânın kuluna büyük bir ihsanıdır. Bu nimetin kıymetini bilen, niyetini temiz tutar.
İhlâs, ibadetleri ve hayırlı işleri sırf Allahü teâlânın rızasını kazanmak için yapmaktır. İnsan çeşitli işleri yapmayı ister; fakat asıl üzerinde durması gereken, o işi kimin için yaptığıdır. Şöhret, itibar ve takdir arzusu kalbe yerleşince, hizmetin içine nefsin payı karışır. Bu sebeple mümin, her hayırlı işe başlarken niyetini yoklamalı, çalışırken de onu korumaya gayret etmelidir.
Allahü teâlâ, mealen, "Öyle ise sen de dini Allah'a has kılarak O'na kulluk et" [Zümer, 2] buyurdu. İhlâs, kulluğun esasıdır. Namazda, sadakada, ilim öğrenip öğretmede ve insanlara faydalı olmak için gösterilen gayrette hep bu esas gözetilmelidir. Yapılan iş, dinimizin bildirdiği ölçülere uygun olmalı, kalpte de Allah rızasını kazanma arzusu bulunmalıdır. Peygamber efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) "Şüphesiz Allah, ancak kendisi için ve sırf rızası gözetilerek yapılan ameli kabul eder." [Nesai] buyurdu.
Aynı hizmeti yapan iki kişinin niyeti farklı olabilir. Biri adının duyulmasını, diğeri Allahü teâlânın rızasını ister. Bu sebeple insan, yaptığı iyiliğin büyüklüğü kadar niyetinin temizliğini de düşünmelidir.
Hayırlı bir işte çalışabilmek de başlı başına şükür ister. Resûlullah Efendimiz, "Allah bir kul hakkında hayır dilerse onu çalıştırır" buyurmuştur. "Onu nasıl çalıştırır, yâ Resûlallah" diye sorulunca, "Ölümünden önce onu sâlih amel işlemeye muvaffak kılar" [Tirmizî] cevabını vermiştir. Bir muhtacın yardımına koşabilmek, bir çocuğa dinini öğretebilmek, bir insanın derdine çare aramak, kıymeti bilinmesi gereken fırsatlardır. Küçük gördüğümüz bir hizmet, bir başkasının hayatında büyük bir hayra vesile olabilir.
İhlâslı kimse, hizmeti, kendisine verilmiş bir emanet bilir. Başkalarının yaptığı hayra da sevinir, onların gayretini küçümsemez. Kendisine teşekkür edilmediğinde iyilikten vazgeçmez.

15