Geleneksel LGS tartışmaları

Salih Uyan
Bugün
40

Geçen hafta sonu yapılan LGS'nin ardından yine bildiğimiz o tartışmalar başladı. Her sene istisnasız aynı filmi izliyoruz.

Sınav bitiyor ve ülke anında ikiye bölünüyor: Bir taraf soruların aşırı zor olduğundan ve çocukların psikolojisinin bozulduğundan yakınıyor. Diğer taraf ise "Bu sene amma çok birinci çıkmış, sınav hiç ayırt edici değil" diye eleştiriyor.

Bu durum, aslında eğitim sisteminde tam olarak neye kızacağımız konusunda kafamızın çok karışık olduğunu gösteriyor.

***

Öncelikle LGS bir seçme ve sıralama sınavıdır, ehliyet sınavı değil. Yani amaç, "Bakalım müfredatı kim ne kadar öğrenmiş" deyip barajı geçen herkese belge vermek değil. Amaç, kontenjanı sınırlı olan nitelikli okullara öğrenci yerleştirmek. Hâl böyle olunca, soruların zorluk derecesi tek başına bir anlam ifade etmiyor. Çünkü soru zorsa, herkes için zor.

Üstelik bu işin temel bir kuralı var: Sınav, gerçekten çalışanla çalışmayanı, yetenekli ile ortalamayı ayırabilmeli. Eğer sorular herkesin yapabileceği kadar kolay olursa, üst dilimlerde bir yığılma oluyor. Ve asıl problem işte burada başlıyor. Çünkü soruların kolay olması, akademik olarak üstün başarı gösteren, muhakeme yeteneği yüksek çocuklara verilen bir cezaya dönüşüyor.

Bunun en somut örneğini geçen yıl yaşadık. Tam 719 öğrenci bütün soruları doğru yaparak 500 tam puan aldı. Sonra ne oldu Bu çocuklar yüksek puanlı okulların kapısına yığıldı. Bu durumda mecburen okul başarı puanı, o da yetmedi yaş kriteri gibi yapay kurallar devreye girdi. Sırf rakibinden birkaç ay büyük diye kapıda kalan şampiyonlar oldu.

Öyleyse tüm soruları doğru yapan öğrenci sayısının az olması LGS'nin başarısız olduğunu değil, aksine amacına ulaştığını gösterir. Bunun için de elbette soruların zor olması gerekir.

***

Peki, velilerin ve öğrencilerin sınavın zorluğuna dair gösterdiği tepki tamamen haksız mı Değil ama tepkinin adresi yanlış. İnsanlar soruların zorluğuna kızıyor ama asıl haklı oldukları nokta, öğrencilerin yıl boyunca yanlış bir beklentiye girmiş olmaları.

Şöyle ki Millî Eğitim Bakanlığı'nın yıl içinde yayınladığı örnek sorular ve ders kitapları, gerçek sınavın yanından bile geçmiyor. Bu durumda öğrencilerin ve ebeveynlerin sisteme isyanı aslında tek bir cümlede birleşiyor:

"Ya anlattığın gibi sor ya da sorduğun gibi anlat!"

Bu durum şuna benziyor aslında: Bir yere gideceksiniz ve yola çıkmadan navigasyonu açıyorsunuz. Ekran yemyeşil, tahmini varış süresi 27 dakika. Keyifle direksiyona geçiyorsunuz. Ancak yola çıktıktan kısa bir süre sonra harita turuncuya dönüyor. 14. dakikada ise ortalık kıpkırmızı oluyor ve o 27 dakikalık yol birden 47 dakikaya çıkıyor.