Vakit geçiyor

Sykes ve Balfour ellerinde bir cetvelle Osmanlı coğrafyasını paylaşıyorlar. "Akka'dan Kerkük'e bir çizgi çekmek istiyorum" diyor Sykes, bir tiyatro sahnesindeymişçesine rahat.
"Kırmızı Çizgi/ Paylaşılamayan Toprakların Yakın Tarihi" kitabında James Barr'ın uzun uzun anlattığı harita üzerinde gezinen o müstevli parmaklar, Ortadoğu'nun dinmeyen sızısının, bitmeyen sınır kavgalarının mimarıydı.
İngilizler ve Fransızlar yeri geldiğinde birbirlerini saf dışı bırakmak için Osmanlı'ya "yardım" etmiş, ancak nihai hedefleri olan "zihinsel köleleştirme" ameliyesinden asla taviz vermemişlerdi.
Bugün geldiğimiz noktada manzara çok daha vahşi bir boyuta evrildi.
Eski sömürgecilerin "ince" diplomatik oyunlarının yerini, bugün İsrail'in çıplak ve vahşi saldırganlığı aldı.

***

Siyonistler Filistin'e yerleştirdikleri İsrail'e, "etrafı düşmanlarla çevrili küçücük, mazlum ülke" rolü oynatmışlardı.
Dönemin bilumum Nevşin Mengü kafalıları da "Ortadoğu'daki en demokratik ülke" şeklinde İsrail'in PR'ını yapmak "hizmetine" koşulmuşlardı.
Ne ki İsrail bidayetinden itibaren bir gün rahat durmamış, 1948'de Deir Yasin, Hayfa, Tantaura, Lida, El Tira, Safsaf ve Davayime Köyü katliamlarıyla işbaşı yapmıştı.
Fakat katliam yaparken bile "tehdit altında mazlum ülke" kamuflajından hiç vazgeçmemişlerdi.
Bugünlerde artık bu kamuflaja ihtiyaçları kalmadığını ilan edercesine, "Amalek" tesmiye ettikleri bölge halklarını öldürmeyi kendilerinde hak olarak gördüklerini saklamıyorlar.
Üstelik bu yolda hiçbir ayrım gözetmeyeceklerini de itiraf ediyorlar.
Geçen gün Gazze soykırımcısı