Salah gibi bir dünya yıldızının Süper Lig'de top koşturacak olması hayal ötesiyken Trabzonspor bu rüyayı nasıl gerçekleştirdi
Hele ki son yıllarda, "Bizim gelirimiz belli, İstanbul takımları gibi bir futbolcuya o kadar paraları veremeyiz" ezberinin zihinlere zerk edildiği, taraftara transferlerden çok satılan futbolcularla övünmenin kanıksatıldığı bir iklimde!
Koskoca Trabzonspor, sessiz ve derinden, İlhan Cavcav döneminin Gençlerbirliği misali futbolcu parlatıp pazarlayan bir kulübe dönüşüyordu neredeyse.
Bu da bordo-mavililerin iddiasından vazgeçmesi, yani tarihten kaçması anlamına gelirdi...
Elbette futbolcu satılır; ekonomik gerçeklere göz yumulamaz. Fakat taraftar ne satışlarla teselli bulmalı ne de kulübün muhasebeciliğine soyunmalı. Kasa denetimini yöneticiler yapar.
Bakınız, Ali Kemal Denizci de maddi ihtiyaçtan satılmıştı ama taraftar bununla övünmemiş, Meydan'a kadar uzanan yürüyüşlerle o satışa isyan edilmişti.
Çünkü şampiyonluktan başka hedefleri yoktu.
Sonra hedefler, sinsice demek istemiyorum ama, değiştirildi. Matah bir şeymiş gibi "Yarışmacı takım olacağız" denildi.
Yarışmacı takım, kimse kusura bakmasın, şampiyonluk yarışına sadece renk katan, ligin konsomatris takımı olmak demektir.
Trabzonspor taraftarının bu "hedefsizliği" özünde hiç benimsemediğinin göstergesi, Salah transferindeki o görülmemiş coşkudur.
***
Vizyon önemlidir.Mesela, şampiyonluk sezonunda "İlk devreyi 9 puan önde kapattık, transfere ne gerek var" denmeden Edin Visca'nın transfer edilmesi vizyonun eseridir.
Takdir edersiniz ki Visca'nın kritik maçlarda kazandırdığı puanlar olmasaydı "96 sezonu" travması tekrar yaşanabilirdi.
Şayet aynı vizyon 1996'da devrede olsaydı, sezonu sadece 13 futbolcuyla götürüp kaçan şampiyonluğun ardından "Kasamızda 750 milyon var" diye teselli aramak yerine devre arasında işi garantiye almak adına iki sağlam topçu alınır, lige 5 sezonluk ambargo koyma fırsatı heba edilmezdi.

11