Yazar, Kahramanmaraş'taki okul saldırısını analiz ederek güvenlik zafiyeti veya psikolojik sorunların ötesine giderek, medya ve dijital platformlarda şiddeti pazarlayan kültüre işaret ediyor. Temel iddiası, şiddeti "nihai kurtuluş" olarak sunan meclerin ve gösteriş toplumunun kültürüdür; "Werther Etkisi" ile bu çocukların ruhsal boşluğunun nasıl ölümcül hale geldiğini açıklamaktadır. Peki, şiddeti çekici hale getiren medya ve dizi kültürü gerçekten ana sorun mu, yoksa daha köklü aile ve toplumsal bozulma mı?
Şanlıurfa'dan gelen o uğursuz haberin şokunu henüz atlatamamışken, bu kez de Kahramanmaraş'taki okul saldırısıyla kanımız dondu.
Daha önce biri çıkıp Türkiye'de böyle şeyler olacak deseydi, o Yeşilçam repliğinden mülhem şöyle derdim:
"O senin dediğin Rafet El Roman'ın 'Macera Dolu Amerika'sında olur yavrum..."
Lakin yanılırmışım ki ne kadar!
"Çağdaş uygarlık düzeyinin", özellikle de Amerika'nın o meşhur "okul katliamı" klişesi sonunda bizim topraklarımıza da geldi.
Hayır, mesele sadece güvenlik zafiyeti ya da "cinnet" vurgusuyla açıklanamaz.
Hem, Kahramanmaraş'taki saldırgan henüz ortaokul son sınıf öğrencisi, neyin cinneti bu
Tamam, güvenlik zafiyetine bir şeycikler demem. Zira, biz o yaşlarda okula malum klasikleri (Tommiks, Teksas, Zagor) bile sokamazdık. Kahramanmaraş'taki çocuk henüz 8. sınıfta; 5 silah, 7 şarjörle okula girip katliam yapıyor. Neymiş efendim, babası polis başmüfettişiymiş. Ne yani, babası alay komutanı olsaymış okula tankla mı girecekmiş
Biliyorum şakanın sırası değil ama saldırıya uğrayan çocukları kendi evlatlarımın yerine koyunca kan beynime sıçrıyor.
***
Şimdi birileri çıkar, "X-ray koyalım, kapıya polis dikelim" yollu reçete yazar. CHP lideri Özgür Özel de gündüz gözüyle "65 bin uzman çavuş okullarımıza atanmalı" diyor. (Bu durumda üniversitelerimize daha üst rütbeliler atanmalı; emekli generallere ne buyrulur Özgür Bey)Kaldı ki bunlar palyatif öneriler.
Kalpleri ve zihinleri ihmal edip, şiddeti ve şiddet kültürünü pompalayan mecraları adamakıllı teşrih masasına yatırmadıktan sonra hepsi beyhude.
Işıklar içinde yatası Hrant Dink'in eşi Rakel Dink (Ogün Samast cinayeti işlediğinde henüz 17 yaşında olduğundan hareketle) "Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz..." demişti.
İki cami arasında değil, cami ile kilise arasında beynamaz kaldık.

5