Siyah beyaz olanlar da dâhil, bütün Yeşilçam filmlerini izledim. Bazılarını da tekrar tekrar.
"Zaten birçoğu birbirinin aynı, neyini tekrar tekrar izledin..." demeyin.
O filmlerdeki sokakları, evleri, arabaları, giysileri ve davranış kalıplarını "geçmiş zamanın peşinden" ağıt yakar gibi değil, o günleri yaşıyormuş gibi izlerim.
Keşke oyunların da kayıtları olsaydı da izleyebilseydim.
Üniversiteye başladığım yıl Meral Oğuz'un o büyülü sesiyle canlandırdığı Ibsen'in Nora'sını mesela.
***
Tarkovski "Mühürlenmiş Zaman"da mı demişti, "Nostalji onulmaz hastalıktır..."Elhak, öyledir.
Ve ben bu "varoluşsal sızıdan" hiç de şikâyetçi değilim. Hatta, çokluk bu "hastalığıma" tutunarak kendimi "rehabilite" ederim.
Galiba "geriye doğru yaşamayı" seviyorum. Yani çocukluğuma, yani ilk gençliğime, yani anneciğim ve babacığımın sağ olduğu yıllara.
Ne ki, kahramanlarımız bu dünyadan göçtüğünde "nasılsa filmleri var" diye teselli bulamam. İçimde bir yangın büyür de büyür!
Şimdi o da gitti, yine öyle oldu.
İsmiyle müsemma zihin yapısına, bilgisine, bilgeliğine ve hoşsohbetine bizzat tanık olduğum Zihni Göktay'ı diyorum. Kalan "neşemizi" de alıp götürdü.
Zihni Göktay'ın sanatçılığının yanı sıra bir özelliği daha vardı:
Çokluk popülizm belasına, polarizasyona taş taşıyan günümüz sanatçılarından bin kat daha fazla siyasi gündemin künhüne vâkıf olduğu hâlde, sanatını "mahalle baskısına" asla meze yapmadı.
***
Sadece Kemal Sunal'dan beri kimler ayrılmadı ki aramızdan:Orçun Sonat, Suna Pekuysal, Gazanfer Özcan, Erol Günaydın

8