Dünyanın maruz kaldığı felaketi ABD Başkanı Trump'ın narsistik kişiliğine veya İsrail terör devletinin şefi Netanyahu'nun siyasi bekasına indirgemek çok sığ bir yaklaşımdır.
Meseleyi "kötü liderler" parantezine hapsetmek her şeyden evvel, arkadaki devasa ideolojik ve yapısal mekanizmayı gözden kaçırmamıza neden olur.
Halbuki...
Düçar olduğumuz dehşet bireylerin çok ötesinde, kökleri derinlere uzanan bir sistem sorunudur.
İsrail toplumunun yüzde 80'inin Gazze'deki soykırımı, yüzde 90'ının da İran ve Lübnan saldırılarını desteklemesi, meselenin bir hükümet tercihi değil, toplumsal ve doktriner bir histeri olduğunun kanıtıdır.
***
Şayet faili Netanyahu'ya indirgerseniz "7 Ekim Aksa Tufanı olmasaydı bunlar yaşanmazdı" yanılgısına düşersiniz.Hâliyle...
Sosyal medyadaki kimi eşhas gibi direnişin meşruiyetini sorgular, "7 Ekim'in arkasında MOSSAD var" diyerek haddi aşar, Filistinli şehitlerin (maazallah) vebalini alırsınız.
Dikkat isterim:
Netanyahu'nun yolsuzluk dosyalarından kurtulmak için Gazze soykırım sürecini planladığı iddiası, siyonizmin ontolojik şiddetini aklama çabasından başka şeye hizmet etmez.
Gerçekleri unutmayalım...
7 Ekim öncesi Netanyahu'ya karşı sokağa çıkan kitlelerin öncü gücü mesabesindeki ana muhalefet partisi lideri Yair Lapid, Netanyahu'yu Filistinlilere karşı "yeterince sert olmamakla" suçlayan bir siyonisttir. Zaten baştan da söyledim, İsrail halkının yüzde 80'i Filistinlilere yaşam hakkı tanımıyor.
Demem o ki, soykırımcılık İsrail'de şahsa kaim değildir, "devlet" politikasıdır.

3