Etik intihar - SALİH TUNA

Sonunu idrak ettiğimiz 2025 yılı insanlık için bir "ilerleme" anlatısı değildir. İnsanlığın kendi etik köklerini kazıdığı bir otofaji sahnesidir.
O kadar ki soykırım artık tarihin tozlu raflarından değil, yüksek çözünürlüklü ekranlardan cep telefonlarımıza naklen yansıdı.
Hâlen de yansımaya devam ediyor!
Malumunuz, Gazze'de iki yıl boyunca oğullarının parçalanmış gövdesini toplayan babalar ve katledilmiş bebeklerine sımsıkı sarılan anne görüntülerinin ardından "barış" geldi.
Ve fakat, soykırım sona ermedi.
Irkçı Siyonistlerin daha önce çadırlarıyla birlikte diri diri yaktıkları Gazzeli çocukların yerini, taşan denizin yanı başında; suların bastığı, rüzgârla uçuşan iğreti çadırımsılarda donarak ölen çocuklar aldı.

***

Gazzeli o kız çocuğunun "Ya Rab" nidasıyla göğü yırtan o sesi, sadece bir yankı değildir.
Giorgio Agamben'in ifadesiyle bu, hukukun askıya alındığı küresel bir istisna hâlidir.
İnsan, "çıplak hayata" indirgenmiştir.
Trajedinin en karanlık katmanı, fail ile kurban arasındaki kavramsal takasta gizlidir.
Auschwitz'de iradesini yitirmiş canlı cesetlere acımasızca "Muselmann" (Müslüman) deniyordu. Naziler, Yahudileri kendi kimliklerinden soyup onları bu sıfatın içine hapsetmişti.
Bugün tarih, etik bir intihar anına şahitlik ediyor.
Dünün "Muselmann" sıfatıyla aşağılanan kurbanları, bugün Gazze'de Müslümanları katlediyor!
Şayet Adorno'nun dediği gibi "Auschwitz'den sonra şiir yazmak barbarlıksa" Gazze'den sonra adaletten bahsetmek de vicdanın mezarı başında nutuk atmaktır.