Yurdum insanı, yapay zekâyı kimi zaman kara tahtanın önüne çıkarılan ilkokul çocuğu gibi sözlüye kaldırıyor: "Dayımın oğlunun görümcesi benim neyim olur"
Cevabı alınca da göğsünü gere gere, "Bak! Vallahi bildi!.." diyor.
Sanki yapay zekâ o anda ayağa kalktı da tek nefeste kütüphanelere koştu, ter içinde geri dönüp "Hısım" cevabını verdi.
O tek kelimelik cevabın arkasında koskoca bir "su" hikâyesi yatıyor; haberi yok.
Yapay zekâ dediğimiz o akıllı "bulut", sadece binlerce metal kutunun birbirine sürtünmesinden çıkan ısı değildir. Yani veri merkezlerindeki metal kutuların enerjisinden ibaret değildir. O, devasa veri yığınları içindeki örüntüleri karmaşık algoritmalarla işleyen ve bu veriyi anlamlı bir muhakemeye dönüştüren dijital bir zekâ mimarisidir.
Susuzluk bunun neresinde mi
Tam merkezinde. Çünkü bu devasa metal yığınlarını soğutmak için suya ihtiyaç var.
Fantastik bir köpek betimlemesi için yapay zekânın buharlaştırdığı suyla, gerçek bir köpeğin tüm su ihtiyacı giderilebilirdi diyeyim de, ötesini varın siz hesap edin.
***
Kaldı ki yapay zekâ her suyu kabul etmiyor, pırıl pırıl içme suyu istiyor. Deniz suyuna dönüp bakmıyor, kireçli suya da "Böbreğimde taş yapar" muamelesi çekiyor. Ekipmanlar zarar görmesin diye zerre miktar bakteri taşımayacak kadar hijyenik içme suyuna ihtiyaç duyuyor.Son günlerini idrak ettiğimiz 2025 yılında, yapay zekâ, insanlığın bir yılda tükettiği şişe suyu miktarını çoktan mideye indirdi.
Diyeceksiniz ki, neden kutuplara kurulmuyor bu sistemler; ya da neden dev vantilatörler sorunu çözmüyor
Çünkü ısı transferinde su açık ara lider. Her şeyden önce ne yağ gibi hantal ne de hava gibi etkisiz.

3