Büyük şairimiz İsmet Özel, çok eski bir yazısında "Eğri oturup doğru konuşalım" deyimini teşrih masasına yatırmış, duruşu bozuk olanın sözünün doğruluğundan söz edilemeyeceğini belirtmişti.
Gerçekten de duruş sahibi olmayanın sözünden hayır gelmez. "Kimin dediğine, nerede dediğine değil, ne dediğine bakın" yaklaşımı da aynı şekilde sorunludur.
Bu, "Eğri oturanın sarf ettiği sözler içinde doğru olmaz" demek değildir; olur, hem de âlâsı olur.
Lakin o sözün maksadını bilmezseniz zokayı yutarsınız. Yanlış, doğrular içinde zerk edilir de ruhunuz duymaz.
Diyeceksiniz ki, "Maksadı nasıl anlayacağız, niyet okuyamayız ki"
Haklısınız, sinsi algı operatörlerinin veya sureti haktan görünen münafık karakterlerin anlaşılmaları zordur.
Fakat iki şeye dikkat ederseniz, bu zorluk şaşırtıcı çapta kolaylaşır.
***
Birincisi; konuşanın, yazarın veya çizerin hikâyesine, yani yapıp ettiklerine bakın.Öyle "uyuyan hücre" gibi yıllarca bir kenarda durup zamanını bekleyenlerin, CIA ajanlarına vaktiyle editörlük yapanların, avukatlık maskesi altında kendine meşru alan açmaya çalışanların veya dedikoducu magazin figürlerinin hikâyelerini bilmiyorsanız, ne söylerse söylesinler ihtiyatla yaklaşmak lazım gelir.
Söylenen işinize geliyor veya hoşunuza gidiyor diye kaptırıp gitmeyin.
Lafın burasında Mahir Kaynak'ın şu sözünü hatırlamanın tam vaktidir: "Bir gün bahçenizde yılanın başının ezildiğini görürseniz teşekkür etmekle yetinmeyin; bugün yılanın başını ezen, yarın sizin başınızı ezer, dikkat edin..."
İkincisi mi
Kendilerini ele vermelerini bekleyeceksiniz. Merak etmeyin, çok beklemezsiniz. Zira doğruyu, hakikati veya ahlakı bir araç olarak kullananlar zamanla öyle güç zehirlenmesine düçar olurlar ki, kendi kendilerini ifşa ederler.
***

2