Gazze'deki soykırım, Suriye'nin güneyindeki fiili işgaller ve Lübnan'daki katliamlar sadece "İran'ı çevreleme" veya "Direniş ekseninin" belini kırmaktan ibaret değildir.
Öyle olsaydı, siyonistler 2 bin 500 kişilik "Acil Müdahale Gücü" ile Kıbrıs'a yerleşmezdi.
Kıbrıs'ta ne İran'ın ne de Direniş'in etkinliği var.
İsrail'in Güney Kıbrıs'ı adeta bir ileri askeri karakol hâline getirmesini dikkatli okumak zorundayız.
İsrail durduk yere hiçbir zaman olmadığı kadar devasa bir savaş bütçesi (61.3 milyar dolar) ayırmadı.
Lafın düzünü edelim: ABD himayesindeki işgalci siyonizmin nihai hedefi, başta Türkiye olmak üzere tüm bölgedir.
Zaten bunu çok da gizlemiyorlar; Türkiye'yi Akdeniz'den kuşatıyor, doğrudan Mavi Vatan'ı, yani bekamızı hedef alıyorlar.
Peki, bu hayâsız akının başlangıç noktası neresiydi
Gazze değil mi
***
Gazze'de soykırım ilk başladığında, seküler güruhun koro halinde "Bize ne Araplardan!" dediğini unutmuş olamazsınız.Meseleyi basit bir Ortadoğu kavgası sanmışlardı. "Ortadoğu bataklığı" olarak nitelendirdikleri bölgeden uzak durmayı öneriyor, böylece ateşin bize değmeyeceğini zannediyorlardı.
Bu esnada siyonistler planlar yapıyor, İran'dan sonra sıranın Türkiye'ye geleceğini hesaplıyorlardı.
ABD mühimmatı taşıyan kargo uçakları Tel Aviv'e inerken, Trump ve Netanyahu İran'da ilk mektep kız çocuklarını katlederken mahut seküler kesimle aynı dalga boyundaki bazı muhafazakârlardan şu ses yükseldi:

11