Yobazlığın psikolojisi

"Yobazlık" genellikle dini inançları körü körüne ve sorgulamadan savunmayla ilişkilendirilse de, hayatın her alanında görülebilen katı ve kapalı bir zihin hâlidir.

Herhangi bir konuda aşırı tutucu ve fikirlerini sorgulamaya kapalı olan kimselere "yobaz" denir.

Pek çok kimse, inandıklarının doğru olmadığı gözler önüne serildiğinde onları - terk etmek şöyle dursun - daha sıkı kucaklar. Delilin ne kadar güçlü olduğu mühim değildir.

Peki, akıl sahibi bir varlık, gözünün önündeki ayan beyan gerçeği neden inkâr eder

YOBAZLIĞIN SEBEPLERİ

Leon Festinger'ın 1950'lerde ortaya koyduğu bilişsel uyumsuzluk (cognitive dissonance) teorisi, bu sorunun belki de en güçlü yanıtını sunar.

Festinger'e göre insan zihni, birbiriyle çelişen iki düşünceyi aynı anda barındırmakta büyük güçlük çeker; bu durum zihinsel bir gerilim, adeta bir iç sancı yaratır.

Zihin bu sancıdan kurtulmak için ya yanlış inancından vazgeçer ya da önüne koyulan kanıtı küçümseyip görmezden gelerek hakikati çarpıtır.

Çoğu kimse inkârı seçer; çünkü yerleşik bir inancı terk etmek, yeni bir kanıtı reddetmekten çok daha fazla enerji gerektirir.

"Onaylama/doğrulama yanlılığı" (confirmation bias) bilinen diğer bir etkendir.

İnsan, zaten inandığı fikirleri destekleyecek deliller arar, inandıklarını sorgulamasını gerektirecek bilgileri ise göz ardı eder. Bu, çoğu zaman bilinçli bir tercih değil, zihnin iç tutarlılığını koruma mekanizmasıdır.

Çünkü inançlarımız, boşlukta yüzen soyut fikirler değil, kimliğimizin en önemli bileşenleridir.

Sosyal psikolog Henri Tajfel'in "sosyal kimlik teorisi", insanların kendilerini büyük ölçüde içinde bulundukları gruplar üzerinden tanımladıklarını gösterir.

Yanlış bir inancı terk etmek, bazen mensubu olunan topluluktan kopma neticesini verir. Bu da yalnızlık, dışlanma ve kimlik kaybı korkusunu beraberinde getirir.

"Yanılmışım" demek, çoğu kimse tarafından entelektüel bir düzeltme yapmak gibi değil, "ben eskiden olduğum kişi değilim" demek gibi algılanır.

Dolayısıyla "yanlışta ısrar", çoğu zaman akıl dışı bir inat değil, duygusal bir savunmadır.

Filozoflar da bu meseleye kayıtsız kalmamıştır.

Francis Bacon, dört yüz yıl önce idola kavramıyla insanın zihnini kör eden önyargı kalıplarını tanımlamıştır.

Ona göre insan zihni düz bir ayna değil, ışığı kıran, büken bir yüzeydir; gerçeği olduğu gibi değil, onu görmeye hazırlandığı biçimde yansıtır.

Çağdaş düşünür Daniel Kahneman ise Hızlı ve Yavaş Düşünme