Sürekli fakirleşen insan, bir noktadan sonra önünü göremez olur.
Bir zamanlar yürünebilir gördüğü yollar, aşılmaz yokuşlara dönüşmeye başlar.
Çalışır, çok çalışır ama yetmez.
Bir iş daha bulur.
Fazla mesai yapar.
Borçlanır.
Bir şeyler satar.
Temel ihtiyaçlarından bile kısmaya çalışır.
Fakat ne yaparsa yapsın, hayal ettiği hayata ulaşamayacağını görür.
Yaşamayı umduğu parlak, müreffeh, huzurlu günlere giden başka bir yol arar.
Büyük "yatırım" dolandırıcılıklarına bir de buradan bakalım.
Bu tezgahları kuranlar, çok daha fazla kazanma hırsıyla, haram helal demeden, hak hukuk dinlemeden servetlerine servet katma peşindeler.
Çalışıp çabalayarak iyi bir hayata kavuşmaya dair umutlarını tüketmiş kimselerin çaresizliğini nakte çevirebileceklerini keşfetmişler.
Tuzaklarını, ekonomik olarak sıkışarak düştükleri çukurdan bir çıkış yolu arayan insanların kırılgan psikolojileri üzerine kuruyorlar.
Çok zalimce, vicdansızca ve ahlaksızca bir şey bu.
Ceplerindeki son kuruşa göz diktikleri kitlelerin, zaten iyice azalmış olan "düzgün bir hayata kavuşma" hayallerini tamamen yok etmeyi umursamıyorlar.
Nasıl mı
Bir dolandırıcı için, kendini çaresiz hisseden birini son parasını vermeye ikna etmenin en kolay yolu, ona kaybettiği hayatı tekrar kazanabileceği "inancını" satmaktır.
Bazıları, böyle bir eşikte kumara yönelir.
Küçücük bir ihtimali, büyük hayallerinin taşıyıcısı haline getirir.
Ödülün büyüklüğüne bakıp, kazanma ihtimalinin küçüklüğünü göz ardı eder.
Bazıları ise ilk bakışta, daha "rasyonel" ya da "helal" görünen kestirme yollara yönelir.
Dolandırıcıların tezgahından hayal hisseleri satın alır.
Bunlara verdiği paraya, makul bir yatırım gözüyle bakar.
Çünkü burada kendisini kumarbaz olarak görmez.
Yatırımcı olarak görür.
Kripto para, arsa spekülasyonu, borsa, fonlar...
Daha kötüsü: saadet zincirleri ve ponzi düzenekleri.
İnsan kendini, makul ve meşru finansal fırsatları değerlendirdiğine inandırır.
Sahte yatırım düzeneklerinin en çarpıcı taraflarından biri, insanları yalnızca yüksek kazanç vaadine değil, yüksek kazancın gerçek olduğuna dair işaretlere de inandırmalarıdır.
Bankacılık ve finans dünyasının dili, parlak ekranlar, dijital uygulamalarda büyüyen bakiyeler, hemen paraya çevrilebilirmiş gibi görünen servetler...
İnsanların satın aldığı şey aslında bu rakamlar değildir.
Rakamların temsil ettiği hayattır: borçları temizlemek, kiradan kurtulmak, çocukları tatile götürebilmek, yıllardır ertelenen ihtiyaçları karşılayıp biraz olsun rahatlamak.
İnsanların bu tuzaklara nasıl düştükleri sadece finansal cehaletle açıklanamaz.
Mesele yalnızca insanların hesap kitap bilmemeleri değil.

9