Sosyal medya, yaş, cinsiyet veya eğitim farkı gözetmeksizin herkese sesini kitlelere duyurma gücü verdi.
Hemen her gelişmeyle ilgili "fikirlerini" ortaya döken pek çok insanın yazdıklarına bakıldığında hiç de normal olmayan bir ruh halinin röntgeni görülüyor.
Sosyal medyada, özellikle X ve Facebook paylaşımlarında kin, nefret, öfke ve korku gibi duyguların ağırlığı hemen hissediliyor.
Müzakere adabından haberdar olmayan insanlar iletişim kurmuyor, adeta birbirlerine saldırıyorlar.
Saldırganlığı doğuran iki marazi zihin kalıbı var: Irkçılık ve mezhepçilik.
İkisinin de arkasında yetersizlik hissi ve aşağılık kompleksi var.
Bu marazi ruh hali bir yandan umutsuzluk bir yandan paranoya üretiyor.
Ardından üstünlük kompleksi ve saldırganlık devreye giriyor.
Bu girdaba yakalananlar, komplo teorilerinin ve dezenformasyonun pençesine düşüyor.
Yenilip tarih sahnesinden çekilmek zorunda kalmış cihanşümul bir devletin bakiyesiyiz.
Bu travmanın sosyal psikolojisi hala etkili.
Birçok insanımız, "dirilme", "silkinip kendine gelme", "şanlı maziye kanatlanma", "düştüğü yerden kalkma", "yeniden bir süper güç olma" hayalleri kuruyor.
Bu, "hayallerle yaşama" hali, fakirleştikçe, güçsüzleştikçe, acze düştükçe zayıflamıyor, bilakis kuvvetleniyor.
Acı hakikatle yüzleşmekten kaçmanın en kolay yolu zihinlerde bir alternatif gerçeklik yaratmak.
Fakat yaşanan gerçekliğin tokadı, o "toz pembe paralel gerçekliği" ikide bir alt üst ediyor.
Bu da önce derin bir hayal kırıklığına, sonra büyük bir öfke patlamasına yol açıyor.
Kitlelerin bir iç muhasebeye girmesi, gerçeklerle yüzleşmesi, "biz nerede hata yapıyoruz" diye düşünmesi zor.
Hemen yenilgilerinin faturasını ciro edecekleri günah keçileri arıyorlar.
Akıllara hemen "olağan şüpheliler" emperyalizm, kapitalizm, haçlılar, Siyonistler geliyor.
Ancak bu küresel güçlere diş geçiremeyen kitleler, öfkelerini yöneltebilecekleri daha yakın ve somut hedefler arıyorlar.
Yenilip durmalarının, aşağılanmalarının, fakirleşmelerinin, dünya sahnesine akılla, sanatla, bilimle, üretimle çıkamamalarının faturasını kesebilecekleri kimseler lazım onlara.
Çoğu zaman, savunmasız yerli azınlıklar en kolay hedef oluyor.
Asırlar öncesinde kalmış çatışmaları hatırlayıp komşu milletlere nefret kusuyorlar.
Irkçılar için her olumsuzluğun sebebi, içimizdeki Türk ya da Müslüman olmayan unsurlar: Kürtler, Suriyeliler, Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Sebatayistler oluyor.
Mezhepçiler ise -bulundukları pozisyona göre- Alevileri, Şiileri, Yezidileri, Caferileri, ya da

4