İtiraz ettin de ne oldu

Bir Sivas türküsünde geçer: "İnsan kısım kısım, yer damar damar..."

Âşık Veysel, o "kısım kısım" insanın anlaşmazlıklarının gayet "doğal" olduğunu şöyle ifade eder: "Koyun kurt ile gezerdi fikir başka başka olmasa."

Fikirler farklı olunca, itirazlar dile getirilir. Bu itirazlar da sık sık tartışmalara yol açar.

İnsanın yaş aldıkça öğrendiği şeylerden biri, tartışmaların, özellikle de dini ve siyasi konularda yapılan tartışmaların pek bir işe yaramadığıdır. Bu tartışmaların hemen hemen hiçbirinde taraflar fikrini değiştirmez.

Çünkü çoğu zaman insan, fikirlerini yalnızca delillere ve akıl yürütmeye dayanarak oluşturmaz. Aidiyetler, korkular, alışkanlıklar, çıkarlar ve kimlikler de düşüncelerin içine karışır. Sımsıkı kapanmış zihinlerin kapısından, en güçlü ispatlar, en bariz hakikatler bile giremez.

Buraya kadar doğru.

Fakat buradan, "Öyleyse tavır koymanın, itiraz etmenin anlamı yoktur" sonucuna varılabilir mi

Hayır.

Çünkü itirazın tek amacı muhatabını ikna etmek değildir.

Bazen insan, gördüğü haksızlık karşısında susmayı kendisine zul kabul ettiği için konuşur.

Bazen, vicdani ve ahlaki pozisyonunu kayda geçirmek için ses verir.

Sükut ikrardan gelir.

Bazen de insan, sükut etmenin olup biten kötülüklere onay vermek anlamına geleceğini bildiği için konuşur.

Tutumların değerini, yalnızca pratik sonuçlarıyla ölçenler şunu sorarlar: "İtiraz ettin de ne oldu Ne değişti"

İstediğimiz sonucu elde etmek başka, doğru olanı yapmak başka bir şeydir.

Bir haksızlığa itiraz ettiğimizde onu hemen ortadan kaldıramayabiliriz.

Bir zalimi ya da destekçilerini, yaptıklarının kötülük olduğuna ikna edemeyebiliriz.

İktidar gücünü suistimal edenlerin yanlışlarından dönmelerini sağlayamayabiliriz.

Fakat bunların hiçbiri, haksızlık karşısında söz söylemenin anlamsız olduğu sonucunu doğurmaz.

Bilakis, bazı durumlarda susmamak, insanın kendi ahlaki bütünlüğünü korumasının yegâne yolu olabilir.

Nitekim İslam ahlakında "münker" karşısındaki tavır, yalnızca "karşı tarafı ikna etmek" üzerinden kurulmaz.

Meşhur hadise göre ahlaki sorumluluk, sonuç garantisine bağlı değildir: Münkere karşı mümkünse elle, olmazsa dille mücadele etmek, bunlar olmazsa onu en azından kalple reddetmek gerekir. Asıl mesele, sonuçtan ziyade insanın kötülük karşısındaki tutumudur.

Bu ayrım önemlidir.

Bir haksızlığa karşı çıkarken karşımızdakini ikna edemiyorsak, bu bizim yanıldığımızı göstermez.

Muhataplarımızın fikrini değiştiremiyor olmamız, söylediğimiz sözü değersiz kılmaz.

Çünkü bazı sözler muhatabı değiştirmek için değil,