Bir önceki yazımda, insanların çoğu zaman hakikati aramak yerine kimlik ve inançlarıyla örtüşen bilgileri sorgulamadan kabul ettiklerini anlatmıştım. Ayrıca inandıklarıyla çelişen kanıtlardan nasıl kaçındıklarını, yani Dan Kahan'ın kimlik koruyucu biliş dediği olguyu ele almıştım.
Şimdi bu tabloyu daha da tehlikeli hâle getiren bir gelişmeyle karşı karşıyayız.
Basına yansıyan haberlere göre, Avrupa'da yapay zekâ şirketleri milyonlarca ikinci el kitabı satın alıp dijitalleştirdikten sonra fiziksel nüshalarını imha ediyorlar.
Dijitalleştirme, bilgiyi çoğaltmayı ve saklamayı kolaylaştırdığı kadar değiştirmeyi, sansürlemeyi, görünmez kılmayı da kolaylaştırıyor.
Basılı nüshası kalmayan eserlerin dijital kayıtları, kolayca ve hiç iz bırakmadan maniple edilebiliyor.
Orwell, "geçmişi kontrol eden geleceği kontrol eder" demişti.
Hakikati kontrol etmenin yolu, toplumun hafızasında neyin, nasıl ve ne kadar kalacağını belirlemekten geçiyor.
Bu yüzden tarih boyunca kitaplar yakıldı, el yazmaları tahrif edildi, matbaalar sansürlendi.
Fakat yapay zekâ devrimi, bu işi başka bir seviyeye taşıyor.
Hatırlama ve düşünme işini giderek yapay zekâya devreden insanlık, doğrulama alışkanlığını da kaybediyor.
Bir süre sonra yapay zekânın aktardığı bilgileri özgün kaynaklardan sınamak hem zorlaşacak hem de gereksiz görülmeye başlanacak.
Yapay zekâ şirketlerini yönetenler, neyi, nasıl ve ne kadar hatırlayacağımıza karar veren aktörlere dönüşecek.
Her belgeye "yapay zekâ üretimi", her görüntüye "montaj" denilebilen bir çağda; hakikat diye bir şeyden bahsetmek gittikçe zorlaşacak.
Yapay zekâ, bir kitaptan, yazarı tarafından hiç yazılmamış cümleler aktarabilir.
Bunun bir halüsinasyon mu, yoksa manipülasyon mu olduğunu ayırt edemeyiz.
İnsanlar kendi kimliklerinin yapı taşı olan inançlarıyla çelişen delilleri kimlik koruyucu biliş nedeniyle reddederler.
Bu gidişle "hangi yapay zekâya inandığımız", kimliğimizi belirler hâle gelecek!
Tekno-lordların şekillendirdiği epistemik düzende, zaten var olan dogmatikleşme eğilimi iyice kuvvetlenecek.
Yine önceki yazımda bahsettiğim "bilişsel cimrilik" (cognitive miser) sebebiyle hakikat arayışından kaçınan insanlar, inanıp teslim oldukları yapay zekâ şirketlerinin "müminlerine" dönüşecekler.
Dinlerin en ayırt edici özelliklerinden biri, yalnızca cevap üretmeleri değil, hangi soruların sorulabileceğini de belirlemeleridir.
Soruları belirleyen, cevapların sınırlarını da belirler.
Yapay zekâ sistemleri de giderek dine benzer bir konuma yerleşiyor, çünkü sadece cevap vermiyor; hangi soruları sormaya değer bulacağımızı da biçimlendiriyor.

11