Dokunulmazlık talebi özgürlüğün sonudur

Her ülkede "ofansif mizah" yapan stand-up'çılar var.

Fakat bizdekilerin işi zor.

Kırılganlıkta adeta birbirimizle yarışıyoruz.

İnançlarımızla ilgili esprilere tahammül edemiyoruz.

Herkes bizim gibi inansın, inanmıyorsa bile kutsallarımıza saygı göstersin istiyoruz.

Fakat bu, zannedildiği kadar kolay karşılanabilir bir beklenti değil.

Taşrada, küçük ve izole topluluklarda sosyal denetim güçlüdür: herkes birbirini tanır, aykırı görüş sahibi olmanın bedeli ağırdır. Bu da farklılığı yok etmez ama görünmez kılar. İnsanlar sapmalarını değil, uyumlarını sergiler. Aykırı fikirlerin dışlandığı, farklılıkların törpülendiği bu tür topluluklar tam da bu yüzden homojen görünür.

Ama artık insanımızın büyük çoğunluğu taşrada, izole cemaatler içinde değil şehirlerde yaşıyor.

Şehrin dinamikleri farklıdır.

Şehirde her inançtan, ırktan, ideolojiden insan, yabancılarla bir arada yaşar; etkileşime girdiği, hayatı paylaştığı kimseler hakkında gözlemler yapar; bunları şakalara, fıkralara ve hicve dönüştürür.

İnanç sahiplerine kendi cam fanuslarında çok anlamlı ve derin görünen inançlar, ritüeller, hâl ve hareketler, dışarıdan bakan gözlere garip ve komik gelebilir.

Dairenin içindekilerin fark edemediği tutarsızlıklar, "dışarıdan" bakan göze ayan beyan görünür.

Bir inanç sisteminin mensupları için var olan zihinsel sınırlar, o inanca dışarıdan bakanlar için aynı anlamı taşımaz.

İnsanlar, inanmadıkları ya da anlamsız buldukları şeyleri eleştirmekten veya mizah konusu yapmaktan alıkonulamazlar.

Mesela bazı Hristiyan mezheplerinde rahiplerin başlarını garip bir biçimde tıraş etmesini ya da günah çıkarma kabinlerini komik bulup bunlar üzerine espriler yapan birine, "saygı duymak zorundasın" demeyiz.

Üzerinde yaşadığımız topraklar, asırlar boyunca her biri birbirinden komik Yahudi fıkraları, Hristiyan şakaları, Bektaşi nükteleri üretmiştir.

Anadolu şehirlerinin kültürel hafızası, dinler ve dindarlar üzerine yapılan şakalarla doludur.

Nasreddin Hoca fıkralarında doğrudan kullarla Allah arasında sitemli, şikâyetli, şakacı diyaloglara rastlanır.

Bektaşi geleneği orucu ve namazı konu edinen sayısız örnekle doludur.

Evliya Çelebi'nin aktardığı hikâyeler, Mevlânâ'nın nükteleri, inançlarla ilgili esprilerin bu topraklara yabancı olmadığının en güzel delilleridir.

Hindistan, ABD, Rusya, Kanada, İngiltere gibi farklı inanç topluluklarının yoğun olarak birlikte yaşadığı ülkelerde de benzer mizah örnekleri görülür.

Özellikle dinin hayatın merkezinde olduğu toplumlarda, inançlar ve inançlılar hakkında şakalar üretilmesi, fıkralar uydurulması kaçınılmazdır.