Askerimin, Polisimin Yanındayım Derken

1999 yapımı Yeşil Yol (The Green Mile) filmi, ünlü yazar Stephen King'in aynı isimli romanından uyarlanmıştır.

Romanda "Percy Wetmore" adında, idam koğuşunda görev yapan "torpilli" bir gardiyan vardır.

Stephen King bu karakter üzerinden, denetimsiz devlet gücünün kişilik bozukluklarıyla birleştiğinde nasıl felaketlere yol açabileceğini anlatır.

Percy'nin sadist eğilimleri vardır. Kendisine karşılık veremeyecek vaziyetteki mahkûmlara psikolojik ve fiziksel olarak eziyet etmekten haz alır. Güç bağımlısıdır. Üniformasından, makamından aldığı gücü ve yetkiyi başkalarının gözüne sokmak için sürekli kriz yaratır. Mahkûmları provoke eder, özellikle kırılgan olanları hedef alır.

Ama Percy aslında korkağın tekidir. Gerçek bir risk görünce siner. Saldırganlığı, kibri, alaycılığı, aslında öz güven eksikliğini, ezikliğini, yetersizliğini gizleyen maskelerdir.

Kemal Tahir'in "Kurt Kanunu" romanında da Percy'e çok benzeyen bir tip vardır: Abdülkerim.

Kemal Tahir, Abdülkerim'i şöyle anlatır:

"İnsanların kendisinden korkmalarına, evvel-eski bayılıyordu. İktidarı hırsla istemesi bundandı. Hem de olur olmaz iktidar değil, polisle ilgili ... Yakalamakla, içeri atmakla, sopa çekmekle ilgili, ürkütücü, köpekleştirici soydan iktidar... İçişleri'nin çağırdığını duyduğu anda, dizleri kesilmeli herifin ... Boğazı kurumalı... Çoluk çocuk, cenaze çıkıyor gibi çığrışmalı. N'olduğu belirsiz çünkü. Bunun ucunda asılmak bile var. En yüreklisi köpekleşmeli önümüzde ... Tükrüğünü yutamamalı..."

Percy ve Abdülkerim, aynı ailenin üyeleridir: Gücün çevresinde dolaşan, ona yaklaşınca kirlenen, uzaklaşınca savrulan; bağımsız bir iradeden mahrum 'ara figürler'.

İktidar, makam ya da üniforma, böyle tiplerin kişiliğini dönüştürmekten ziyade açığa çıkarır.

Ama insanın bu şekilde canavarlaşması için illa canavar doğması gerekmez.

Kontrolsüz gücü avuçlarında hissetmek de insanları hızla yoldan çıkarabilir.

Kurumsal gücü istismar edenler, "vazifeli" kimliğinin verdiği dokunulmazlık hissiyle, ahlaki ve hukuki sınırları daha kolay ihlal ederler.

Üniformayı, rozeti, makamı "ahlaki muafiyet" sağlayan zırhlar gibi görürler.

Karşılarındakileri "tehdit", "suçlu" ve "düşman" olarak etiketleyerek, empatiyi rafa kaldırırlar.

Grup sadakati, amirlerin beklentisini karşılama hevesi ve ekip içinde kabul görme arzusu gibi dinamikler, bu tür vakalarda aşırılıkları körükler.

Maalesef böyle "zorba figürlere" özenip onların sadistliklerini alkışlayan pek çok kimse var.

Devletin ya da kolluğun her eylemini içeriğine bakmadan savunan, hukuku alenen çiğneyenlerin sivillere yönelttiği ölçüsüz şiddeti normal görüyorlar.