Korkudan ellerimizle yüzümüzü kapatmış, parmak aralarından maçı kaçamak bakışlarla izlemeye başlamıştık. Üç beş dakika geçti ve... Yoo, hiç de korkak oynamıyordu takımımız. Kafamızı diktik, umutla seyre koyulduk.
Okan Buruk'un Abdülkerim'e tercih ettiği çakma stoper Jakobs ne kadar iyi ise, Sallai'nin yerine geçen Barış Alper o kadar alan kontrolü özürlüydü.
Başıma gelene bak. Maçta 28 dakika geride kalmış, "Yahu Batrakov sahada mı kulübede mi" diye düşündüğüm anda golü atıverdi Rus oyuncu.
Leao'nun güçlü fiziğiyle rakibini omuzlaya omuzlaya getirip yay civarına çıkardığı topu, o bölgelerin belalısı Batrakov ağlara gönderdiğinde stat alev aldı.
Ofsayta takılan Galatasaray golüne girmeyeceğim, yeterince sinirimizi bozdu. Oluş biçimi, santim farkı, taraftarın o büyük coşkusunun patlayan balon gibi sönmesi... neyse... Üstüne bir de Cancelo golü geliyor, devre bitmeden...
Gerçek Barcelona ikinci yarıÜç ay öncesinin dünya şampiyonu İspanya'nın lokomotifi, bu sezon oynadığı 9 maçın tamamını kazanan Katalan ekibi, üç dakikada iki gol atarak kimlik gösterdi. Önce Fermin, sonra benim en korktuğum ve bu sezon bir başka oynayan Anthony Gordon, Yamal'ın gösterisini gole dönüştürerek umutlarımızı çime gömdü.

16