Okuyoruz çok şükür

Bugün Edirne'nin ismini vermek istemediğimiz bir beldesindeyiz.
Belde, köyden büyük, ilçeden küçük, belediyesi olan yerleşim yeri, kasaba, bucak demek.
Eskiden "nahiye" denirdi.
Şeker kardeşim, coğrafya bilgisinin sırası mı şimdi, konuyu dağıtıyorsun, dediğiniz kulağıma kadar geldi sanki.
Pardon.
***
Sınır bölgesindeki bu beldenin ilkokulunda bir müdür, üç öğretmen var.
Enteresan bir tesadüf, dördü de epey ileri yaşta. Neredeyse mesleğin sonuna gelmişler.
***
Müdür evli; eşi ev hanımı ve bir süredir hasta.
İki öğretmen karı koca.
Üçüncü öğretmen erkek. Hanımı üç buçuk sene önce vefat etmiş.

Okuyoruz çok şükür


***
Müdür, hanımının uzun süreli rahatsızlığı sebebiyle, okullar açılalı iki hafta olmasına rağmen, ilk defa bugün gelmişti.
***
Müdür ve üç öğretmen ikinci teneffüste, havuz kenarında oturuyordu. Tam o sırada müdürün evlilik çağındaki kızı geldi, babasının kulağına bir şeyler söyleyip gitti.
Baba ayaklandı:
- Bizim hanımın durumu ağırlaşmış. İçinizde Kur'ân okumasını bilen var mı Ben bilmiyorum da...
Hepsi ayağa kalktı.
Evli çiftten erkek olanı:
- Ben de Kur'ân-ı kerimi iyi okurum, eşim de... Çünkü ikimiz de taa ilkokulda öğrendik.
- Evet, diye kocasını teyit etti kadın öğretmen. Okuruz tabii. Hemen gidelim.