Gülbala

Zulüm 1960'ta başladı.
Darbeciler, iki bakanı ile birlikte bir başbakanı boğmakla doymayıp, büyük küçük herkesin kendilerine mutlak itaatini istiyorlardı.
Bunun için, bütün orta dereceli okullarda, kız erkek her çocuğa asker şapkası mecbur tutuldu.
1960-1971 yılları arası.

*****

Dönemin ortaokul öğrencileri olarak, bir buçuk kilometre uzaktaki komşu köye gidiyorduk.
Sarıkamış'ın kış aylarından bahsetmeye gerek yok sanırım.
Karlara bata çıka gidip geldiğimiz okul yolunda, kaşlarımız buz tutardı. Uyuşan ellerimizi çeşmenin soğuk suyunda "çözerdik."

*****

Lafı daha fazla uzatmadan okul arkadaşım Gülbala'nın öyküsüne geçmek istiyorum.
Ailesi Azerbaycan kökenliydi.
Bir gün babası köye bir Montofon ineği getirdi.
Hollanda'nın Holstein cinsinden olan inek, bizim zayıflıktan kaburgası görünen ineklerin dört katı fazla süt veriyormuş.
Bu ineğin geldiği günlerden birinde Gülbala ve kız kardeşi okula gelmedi.
Çocukluğumun o güne kadarki en dehşet haberi dalga dalga yayıldı o sabah:
"Gülbala'nın babası ölmüş!"
Herkesin kanaati aynıydı; "Nazar değdi adama."

Gülbala

*****

Artık evin bütün yükü, ortaokul üçüncü sınıf öğrencisi Gülbala'nın sırtına binmişti. Annesi ve ortaokul birinci sınıfa giden kız kardeşi ile yapayalnız kalmışlardı.
Dedikodu gazetesine göre, bir kan davası yüzünden buralara gelmişlerdi. Onun için köyde hiç akrabaları yoktu.

*****

Öğretim yılının sonlarına gelmiştik.
Bir sabah okula girerken müdür vekili, Gülbala ile kız kardeşini durdurdu.
- Nerede senin şapkan, dedi delikanlıya.
Gülbala korkuyla ve aceleyle elini başına götürdü.
- Şey Hoca'm, unutmuşum.
- Kardeşin niye unutmamış
Gülbala cevap veremedi, sadece yutkundu.
Müdür vekili, öfke ile işaret parmağını önce kıza sonra abisine doğru uzattı:
- Tükür onun suratına!
Kız kıpırdamadı. Nasıl kıpırdasın ki, bizim doğuda hiyerarşi çok önemli. Büyüğe saygıda kusur olmaz. Hele de büyük erkekse…