Müzeler toplumun hafızasıdır

Mardin'in binlerce yıllık kültür mirası müzeler, mutfak ve el sanatlarında yaşatılırken, bu geleneklerin dijital çağda nesilden nesile aktarılması gerçekten mümkün mü?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, Mardin'in arkeolojik hazineleri, coğrafi işaret tescilli yemekleri ve geleneksel el sanatlarıyla kültürel zenginliğini konu almaktadır. Yazar, bu kültürel birikimin müzeler, mutfak turizmi ve medreseler aracılığıyla günümüzde yaşatılmaya çalışıldığını belirtmektedir. Ancak şehrin köklü geçmişinin korunması amacıyla yürütülen bu çabalar, ne ölçüde ekonomik ve sosyal değişimlere dayanabilir?

(TARİHİN İZİNDE -4)

Bir şehrin kadîmliğine tanıklık etmek istiyorsanız, derin hafıza konumundaki müzeleri asla pas geçmemelisiniz. Haydi o hâlde ilk olarak gezintiye Mardin Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'nden başlayalım...

Bugünkü binasına taşınmadan önce Zinciriye Medresesi'nde faaliyetlerini sürdüren Cumhuriyet Meydanı'na yakın bir konumda bulunan Mardin Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'nin kapısından içeriye adım attığımızda bizi tarihin katmanları arasında uzunca bir yolculuğa çıkarıyor. 1895 yılında inşa edilen Süryânî Katolik Patrikhanesi ve 1986 yılında Antakya Patriği İgnatios Antuhan Semheri tarafından yaptırılan Meryem Ana Kilisesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Süryânî Katolik Vakfı'ndan satın alınıp kapsamlı bir restorasyondan geçildikten sonra 1995 yılında müze olarak faaliyet göstermeye başlamış. 45 binin üzerindeki koleksiyonu ile Paleolitik Çağ'dan günümüze kadar şehrin arkeolojik geçmişini gözler önüne seren müze, modül programlar ve atölye çalışmalarıyla, tematik sergilemenin yapıldığı salonlarla ve arkeoparkıyla dikkat çekiyor. Müzede, Eski Tunç, Orta Tunç, Geç Tunç, İlk Demir Çağı, Asur, Urartu, Pers, Roma, Bizans, Selçuklu, Artuklu ve Osmanlı dönemlerine ait seramikler, damga ve silindir mühürler, sikkeler, kandiller, figürinler, gözyaşı şişeleri, takılar ve vazolar sergileniyor. Kırk Haramiler Definesi olduğuna inanılan parçalar, müzenin en ilgi çeken koleksiyonları arasında yer alıyor.

***

SÜVARİ ALAYI KIŞLASI TARİH İÇİNDE TARİH

Mardin Valilik binasının hemen karşısında bulunan Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi ve Dilek Sabancı Sanat Galerisi, Sultan İkinci Abdülhamid döneminde Diyarbakır Valisi Hacı Hasan Paşa tarafından tarihler 1889'u gösterirken Süvari Alayı Kışlası olarak inşa ettirilen yapıda 2009 yılından beri faaliyet gösteriyor. Müze, şehrin coğrafyasını, tarihini, mimarîsini, ekonomisini, kültürünü, inançlarını yansıtan fotoğraf ve canlandırmalar eşliğinde ziyaretçilere tarih içinde tarihi yaşama fırsatı sunuyor.

Giriş kapısının üzerindeki tuğranın deformasyona uğramış hâli iç açıksa da, müzeye 2019 yılında Yahya Muin Özyardımcı tarafından hediye edilen Chevrolet Deluxe otomobil ziyaretçileri nostaljik bir yolculuğa çıkarıyor.

***

MARDİN GASTRONOMİDE DE İDDİALI

Dünya bir ev olsaydı, mutfağı herhalde Mardin olurdu!.. İddialı bir ifade kullandığımızın farkındayız. Buyurun sözümüzün ete kemiğe bürünmüş hâline bir bakıverin!.. Beğenmezseniz hesaplar bizden!..

Kendine has mutfak kültürünü binlerce yılın süzgecinden geçirerek günümüze ulaştıran Mardin, son zamanlarda gastronomi turizmi ile de öne çıkıyor. Farklı milletlerin, kültürlerin, dinlerin, dillerin buluştuğu Mardin'de aynı kaynaşma, mutfak kültüründe de kendini hissettiriyor. Yöreye özgü, bol çeşitli ve lezzetli bir mutfağı olan şehir, tarihi İpek Yolu üzerinde olması nedeniyle baharatların çokça kullanıldığı bir mutfağa sahip bulunuyor.

Tarçın, kişniş, mahlep, zencefil, yenibahar, pul biber ve kakule gibi baharatlar hem yemeklerde hem tatlılarda sıkça kullanılırken, Mardin'de meyve ve etin birlikte pişirildiği birçok yemek de yapılıyor. Yemeklerde ağırlıklı olarak et ve bulgurun kullanıldığı, sebzenin ise daha az tercih edildiği Mardin mutfağında, özellikle Arap ve Süryânî etkisi kendisini hissettiriyor.

*

Mardin'in Coğrafî İşaret Tescilli damak çatlatan lezzetlerinden bir kaç örnekler verelim...

Oğlak ya da kuzunun sağ kaburgasının yanında badem, pirinç ve kuşbaşı etinin ve "haşu" diye tabir edilen içliğin, kaburganın içine koyulup dikilmesiyle hazırlanan ve yapımı saatler süren Kaburga Dolması Mardin mutfağının favori listesinde bulunuyor.

Osmanlı saray mutfağından Mardin'e kadar ulaşan ve geçmişi 500 yıla kadar dayanan, erik, pekmez, kuzu eti, nohut ve arpacık soğanının eşsiz birleşimiyle sofraları süsleyen, Arapça'da "erik" anlamına gelen İncasiye şifa kaynağı olarak mideleri şenlendiriyor.

"HAYALET ŞEKER"İN YERİ BAŞKA...

Lezzetinin sırrı kuzu veya oğlak işkembesi ve pirinç ve baharatlarda olan "İşkembe Dolması" olarak da bilinen Kibe deyim yerindeyse damak çatlatıyor.

Bu lezzetlerle birlikte Kapalı Lahmacun olarak tanımlanan Sembusek; (Mardin İçliköftesi) İkbebet; Mardin Derik ilçesinde yetişen ve geçmişi bir yıl öncesine kadar dayanan uluslararası ödüle sahip Derik Zeytini; Klasik badem şekerinden hem tadı hem rengi ile ayrılan tarçın, kakule gibi çeşitli baharatlarla tatlandırılan, mavi rengini bölgede yetişen lahor ağacından elde edilen kök boyadan alan, halk arasında ''hayalet şeker'' de denilen Mardin Badem Şekeri; Mardin mutfak kültüründe özel bir yeri olan, geçmişi çok eski çağlara dayanan, konaklayan kervanların erzak temin ederken yanlarına aldıkları bir yemiş türü olan tuzlu, tuzsuz, baharatlı, tarçınlı, vanilyalı, biberli, karanfilli ve şekerli Mardin Leblebisi; Kızıltepe Ovası'nda yetiştirilen "Durum Buğdayı"ndan elde edilen Mardin Bulguru; Mardin Kiliçe Çöreği; Midyat Dağ İnciri; Ömerli Karfoki Üzümü burada kısaca sayabildiğimiz tescilli lezzetlerden bazıları...

(Güneydoğu Anadolu bölgesinde bağcılık yaygın olarak sürdürülüyor. Mardin'de en çok üretim Dargeçit, Midyat, Ömerli ve Savur'da gerçekleştiriliyor. Eylül ayının son haftasından başlayarak iklim şartlarına göre Ekim ayının sonuna kadar bölgede gerçekleştirilen bağ bozumu bütün aile fertlerinin katılımıyla âdeta şölene dönüşüyor. Yaş ve kurutulmuş hâlde tüketilen üzüm; yörede pekmez, pestil ve cevizli sucuk yapımında kullanılıyor.)

PEKSİMET HACCA GİDENLERİN AZIĞIYDI

Ve bir de peksimet ve Süryânî Çöreği'ni unutmayalım!.. Geçmişte uzun bir yolculukla Hacca gidenlerin yanına aldıkları peksimet, bugün Mardin'de hâlâ yoğun olarak tüketiliyor. Sokaklarda yürürken fırınların önlerinde sıkça göze çarpan poşetlenmiş kuru ekmek hamurundan yapılmış peksimet, 2 ay süre ile saklanabilme özelliğinin yanında genellikle çaya batırılarak tüketiliyor. Kakule, mahlep, tarçın, safran, zencefil, zerdeçal ve baharatlardan yapılan 2 bin yıl öncesine dayanan, hamurunda meyan ve pekmez bulunan geleneksel lezzet Süryânî Çöreği ise özel mi özel bir üne sahip olmasıyla biliniyor. İki çeşidi bulunan çöreğin, birisi klasik bademli, diğeri ise tahin pekmez susamlı olmasıyla dikkat çekiyor. Süryânî çöreği genellikle çocuk vaftizlerinde ve Süryânîlerin özel günlerinde yapılıyor.

Irok (Mardin usulü içli köfte), Mardin Kiliçe Çöreği, Harire tatlısı ve Süryânî, dibek ve menengiç kahvelerinin yanında oldukça sert bir kahve olan Mardin'in meşhur Mırrası yeni dostlukların kurulduğu sohbetlere eşlik ediyor. Bu lezzetler sayılır da Mardin'e özel Zafaran Çayı unutulur mu!. Bölgenin en güzel bitkilerinden olan Safran'ın çiçeğinden yapılan çay, sarı renginin içinde barındırdığı antioksidanlar sayesinde stresten tutunda hazımsızlığa, bağışıklık sisteminden tutunda uykusuzluğa kadar birçok rahatsızlığı şifâ oluyor.