Taban yürüyor, genel başkan çağırıyor; şimdi sıra imkân sahiplerinde

Saadet Partisi'nin medya kurumlarını ayakta tutması için iş dünyasından destek çağırması ahlaki sorumluluk mu, yoksa siyasi çıkar hesaplaması mı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Saadet Partisi'nin Türkiye Divanı programını harekatin bir dönüm noktası olarak sunarak, Milli Görüş kurumlarından yetişen işadamlarına güçlü bir çağrı yapıyor: Milli Gazete ve TV5'e destek vermek sadece medya desteği değil, ahlaki siyasetin yeniden güçlenmesine verilen bir omuz olmalıdır. Ancak bu çağrı, geçmişteki kurumsal fayda karşılığında bugün finansal sorumluluk talep etmek etik midir, yoksa cemaatsel bağlılık mı?

Saadet Partisi'nin Ankara'da gerçekleştirdiği Türkiye Divanı programına katılmak niyetiyle yola çıktık. Gönlümüz o salonda olmak, o heyecana bizzat şahitlik etmek istiyordu. Ancak katılma fırsatı olmadı. Açıkçası içimde bir ukde olarak kaldı. Çünkü o gün Ankara'da sadece bir program yapılmıyordu; bir istikamet ortaya konuyordu.

Programı TV5 ekranlarından canlı olarak takip ettim. Salonun coşkusu, teşkilatların heyecanı ve Genel Başkan Mahmut Arıkan'ın ortaya koyduğu kararlı duruş ekranın ötesinden bile hissediliyordu. O an bir kez daha gördük ki bu millet hâlâ temiz siyaseti arıyor, hâlâ ahlâklı kadroları bekliyor ve hâlâ samimi bir yürüyüşe sahip çıkmaya hazır.

Genel Başkan Mahmut Arıkan'ın yaptığı çağrı yalnızca bir erken seçim çağrısı değildi. Aynı zamanda bir sorumluluk çağrısıydı. Bir toparlanma çağrısıydı. Bir yeniden ayağa kalkma çağrısıydı.

Bugün bir lider yürüyorsa, teşkilatlar çalışıyorsa, gençler koşturuyorsa, hanımlar fedakârlık yapıyorsa ve taban bu davaya sahip çıktığını açıkça ortaya koyuyorsa artık sorulması gereken soru şudur:

İmkân sahipleri nerede

Çünkü bir dava yalnızca inananlarla değil, omuz verenlerle büyür.

Milli Görüş yalnızca bir siyasi hareket değildir. Aynı zamanda bir mekteptir. Nice insan bu mektepte yetişti. Nice insan bu kurumların içinde tecrübe kazandı. Nice insan bu camianın güveniyle büyüdü. Nice insan bu hareketin bereketiyle imkân sahibi oldu.

Bugün iş dünyasında güçlü yerlerde bulunan pek çok insanın geçmişinde bu kurumların emeği vardır. Bu yüzden bu çağrı sadece bugünün imkân sahiplerine değil; geçmişinde Milli Görüş kurumlarının izini taşıyan herkese yapılmış bir çağrıdır.

Çünkü emek unutulmaz.

Çünkü vefa sadece bir duygu değildir.

Vefa bir sorumluluktur.

Bugün açık bir gerçeği de hatırlatmak gerekir:

Milli Görüş tezgâhından geçmiş, bu hareketin sofralarında yetişmiş, bu camianın duasıyla büyümüş ve bugün iş dünyasında güçlü imkânlara sahip hâle gelmiş binlerce insan vardır.

BU İMKÂN SAHİPLERİNDEN YALNIZCA BİRKAÇI BİLE İSTESE, MİLLİ GAZETE'Yİ DE TV5'İ DE HİÇBİR MEDYA KURULUŞUNDAN AŞAĞIDA KALMAYACAK SEVİYEYE TAŞIYACAK GÜÇ ORTAYA ÇIKAR.

Bu bir temenni değildir.

Bu bir tespittir.

Bu yüzden bugün özellikle imkân sahibi kardeşlerimize düşen sorumluluk büyüktür.

Çünkü bu kurumlar sadece birer medya organı değildir.

Bunlar bir davanın hafızasıdır.

Bir milletin vicdanıdır.

Bir istikametin sesidir.

Şunu da açıkça ifade etmek gerekir:

İmkân sahibi olup da bu kurumlara destek vermemenin hiçbir makul bahanesi yoktur.

Bugün imkânı olduğu hâlde destek vermeyenler bilmelidir ki; bunun vebali sadece bu dünyaya ait değildir.

Bu dünya geçicidir.

Ama yapılan destek de, yapılmayan destek de kalıcıdır.

Çünkü bazı imtihanlar para kazanmakla değil, kazandığını nerede kullandığınla ölçülür.

MİLLİ GAZETE SADECE BİR GAZETE DEĞİLDİR. ZOR ZAMANLARDA YALNIZ BIRAKILMIŞ DOĞRUNUN SESİDİR.
TV5 SADECE BİR TELEVİZYON KANALI DEĞİLDİR. GÖRÜLMEK İSTENMEYENİ GÖSTEREN, SÖYLENMEK İSTENMEYENİ SÖYLEYEN HAKİKATİN EKRANIDIR.

Ama açık konuşalım:

Bu kurumlar yalnızca iyi niyetle ayakta kalmaz. Yayıncılık imkân ister. Kadro ister. Teknik altyapı ister. Reklam ister. Destek ister.

Bugün Milli Gazete'ye verilen bir reklam yalnızca bir ilan değildir; hakikatin sesine verilmiş bir destektir.