İdam aynı idam: Amerika yapınca neden kimse konuşmuyor

ABD idam yöntemlerini genişletirken sesler çıkmıyor, ama aynı karar bir İslam ülkesinde alınsa dünya ayağa kalkardı—çifte standart mı, yoksa seçici kaygı mı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Batı'nın insan hakları söylemini siyasi bir araç olarak kullandığını, rakip ülkelerde idam edilince 'insanlık suçu' derken kendi içinde 'hukuk yönetimi' dediğini ileri sürmektedir. Trump'ın İran'daki 8 kadın üzerindeki çağrısını ve ABD'nin idam yöntemlerini genişletme tartışmasını örnek vererek, uluslararası tepki gösterilmeme durumunun bu çifte standardı kanıtladığını savunmaktadır. Ancak gerçekten insan haklarına karşı çıkanların, kimin idam ettiğine bakılmaksızın eşit tepki göstermesi beklenmesi, yazarın bu argümanının geçerliliği hakkında sorular açmıyor mu?

Her sabah yaptığım gibi gazeteleri incelerken, bu kez bir Alman gazetesinin küçük bir köşesinde yer alan kısa bir haber dikkatimi çekti. İlk bakışta sıradan gibi görünen bu haber, aslında dünyanın göz göre göre uygulanan büyük bir çifte standardını bir kez daha ortaya koyuyordu.

Habere göre Amerika Birleşik Devletleri'nde federal düzeyde kurşuna dizerek idam yönteminin yeniden gündeme alınması tartışılıyordu.

Yani insan hakları dersi vermeyi dünyaya görev edinmiş bir ülke, idamın kapsamını genişletmenin yollarını arıyordu.

Aynı günlerde bir başka haber daha gündemdeydi.

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'da idam edilmesi beklediği iddia edilen 8 kadın için affedilmeleri çağrısı yaptığı konuşuluyordu.

Ancak kısa süre sonra İran yargısı devreye girdi ve açık bir açıklama yaptı:

Bu kadınların idam cezasıyla karşı karşıya olmadıkları bildirildi.

Şimdi sormak gerekiyor:

Ortada gerçekten idam edilmek üzere olan 8 kadın mı vardı

Yoksa dünyaya verilen bir mesaj mı vardı

Çünkü aynı Amerika bugün kendi hukuk sisteminde idam yöntemlerini genişletmenin yollarını arıyor.

Hem de kurşuna dizme gibi yöntemleri yeniden devreye sokarak.

İşte tam bu noktada asıl mesele ortaya çıkıyor.

İdamın ABD'de yeniden genişletilmesi tartışılırken ne Avrupa'dan güçlü bir tepki yükseldi ne de Türkiye'de yıllardır idam karşıtlığı üzerinden konuşan çevrelerden ciddi bir ses çıktı.

Oysa aynı karar herhangi bir İslam ülkesinde alınmış olsaydı bugün manşetler değişmişti.

Avrupa Parlamentosu acil toplantıya çağrılmıştı.

Uluslararası insan hakları örgütleri art arda rapor yayımlamıştı.

Televizyon ekranları günlerce bu konuyu konuşmuştu.

Türkiye'de sosyal medya günlerce bu mesele üzerinden ayağa kalkmıştı.

Ama söz konusu Amerika olunca ortalık sessizleşti.

Çünkü mesele idam değildir.

Mesele kimin idam ettiği meselesidir.

Batı dünyası yıllardır insan haklarını evrensel bir değer olarak değil, siyasi bir araç olarak kullanmaktadır.