AK Parti yüzde 70'e yakın oy aldığı gurbetçilerin çocuklarını Türkiye'den uzaklaştırıyor

Avrupa'daki gurbetçilerin çocukları 8.000 Euro askerlik bedelinden kaçmıyor, Türkiye'den kopuyorsa, devlet bunu neden cezalandırıyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, dövizli askerlik bedelinin 8.000 Euro seviyesine çıkarılmasının ekonomik değil, stratejik bir hata olduğunu savunuyor; Avrupa'da doğup büyüyen 3. ve 4. nesil gençlerin Türkiye ile bağını zayıflattığını iddia ediyor. Bunu, uzun yıllar seçimlerde yüzde 70 oranında oy aldığı gurbetçi kitlesinin çocuklarını Türkiye'den uzaklaştırmanın siyasi açıdan da rasyonel olmadığını ileri sürüyor. Peki, mütekabiliyet gereği gurbetçilerin her talebesi devlet tarafından desteklenmeli midir?

Avrupa'daki gurbetçiler yıllardır Türkiye'deki seçimlerde güçlü bir destek verdi. Sandık sonuçları açıkça gösteriyor ki Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti, yurt dışı seçmeninden uzun yıllar boyunca yüzde 70'e yakın oranlarda oy aldı. Ancak bugün alınan bazı kararlar gösteriyor ki bu desteğin karşılığı aynı hassasiyetle verilmemektedir.

Dövizli askerlik bedelinin 8.000 Euro seviyesini aşması yalnızca bir ücret artışı değildir.

Bu karar doğrudan doğruya Avrupa'daki 3. ve 4. nesil gençlerin Türkiye ile bağını etkileyen stratejik bir meseledir.

Çünkü mesele gerçekten askerlik parası meselesi değildir.

Mesele gençlerimizin Türkiye ile bağını ve aidiyet duygusunu koruma meselesidir.

Bugün Avrupa'da doğmuş büyümüş bir genç için Türkiye artık sadece bir ülke değildir. Türkiye; dedesinin hatırası, anne-babasının duası ve kalbinde taşıdığı kimliğin adıdır. Ancak bu bağı güçlü tutabilmek için devletin o gencin önüne engel değil, köprü koyması gerekir.

Bugün Avrupa'daki gençlerimizin önemli bir kısmı zaten Alman vatandaşıdır ve Türkiye'de fiilî askerlik mükellefiyeti bulunmamaktadır. Buna rağmen sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını koruyabilmek ve çifte vatandaş olarak anavatanıyla bağını sürdürebilmek için karşılarına 8.000 Euro gibi ağır bir bedel çıkarılmaktadır.

Bu bir ayrıcalık talebi değildir.

Bu, bağını kaybetmek istemeyen gençlerin sessiz çığlığıdır.

Ne olur empati yapalım.

Almanya'da doğmuş bir genci düşünelim:

Okulu orada.

İşi orada.

Hayatı orada...

Ama kalbinin bir tarafında Türkiye var.

O pasaportu taşımak istiyor.

Bayramda memlekete gelmek istiyor.

"Ben de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım" diyebilmek istiyor.

Bizim konuştuğumuz mesele tam olarak budur.

Bugün uygulanan bu yüksek bedelli sistem farkında olunmadan gençlerimize şu mesajı vermektedir:

"Türkiye ile bağ kurmak istiyorsan bedelini öde."

Devlet vatandaşına böyle konuşmaz.

Devlet vatandaşına kapı açar.

Devlet vatandaşını uzaklaştırmaz, yakınlaştırır.

Burada açıkça konuşmak zorundayız:

Avrupa'da yaşayan gençlerimizin önemli bir bölümü uzun süreli askerlik yapmak için Türkiye'ye gelip aylarca kalabilecek şartlara sahip değildir. Geldiklerinde eğitimlerini, işlerini ve oturma haklarını riske atmaktadırlar. Buna rağmen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını korumak istemeleri başlı başına bir aidiyet göstergesidir.

Bu aidiyet cezalandırılmamalıdır.

Desteklenmelidir.

Bugün uygulanan bu politika sadece ekonomik bir düzenleme değildir.

Bu politika doğrudan doğruya Türkiye'nin Avrupa'daki geleceğini ilgilendiren bir karardır.

Çünkü mesele bugünün değil, yarının meselesidir.

Eğer bugün 3. ve 4. neslin Türkiye ile bağını güçlendiremezsek, yarın Avrupa'daki gençlerimizi sessizce kaybetmeye başlarız.

Bu sadece bireysel bir kopuş değildir.

Bu, Türkiye'nin Avrupa'daki insan gücünü, kültürel varlığını ve geleceğe uzanan gönül köprülerini zayıflatmak anlamına gelir.