Tarım ders kitaplarımızda, ağacın fizyolojik hayatı kısaca şöyle sıralanıyordu.
Ağaç, ilkbaharda kambiyo tabakasının faaliyetiyle suyu dallarına gönderir, tomurcuklanır, çiçek açar, döllenir ve meyve verir. Sonbahara doğru ise aynı sistemle suyunu geri çeker, yapraklarını sarartır ve döker; kışın dondurucu şartlarından korunmak için hayat özünü köklerinde saklar. Bu hayat döngüsü tabiata havale ediliyordu. Hocalar, ders kitaplarını kaynak gösteriyorlardı; zaten o dönem (1970'lı yıllarda) ulûhiyetin inkârı revaçtaydı.
Oysa dikkatle gözlemlediğim şu hakikat, aslında kâinat kitabının en berrak sayfalarından biridir: Bu mükemmel döngü, kör tesadüflerin değil, derin bir ilim ve hikmetin eseridir, diye düşünüyordum.
Daha sonra Risale-i Nur eserleri ile müşerref olunca, bu tür hadiseleri "tabiat" perdesi arkasında işleyen İlâhî bir program olarak gördüğünü hakkalyakîn derecede inandım ve anladım. Demek ki ağaç, kendi kendine hareket eden bir varlık değil, kendisine verilen vazifeyi kusursuz yerine getiren bir memurdur. ünkü şuursuz bir varlığın, mevsimleri tanıması, zamanlamayı bilmesi ve kendini koruyacak tedbirleri alması mümkün değildir.
Bediüzzaman Hazretleri: "...Ağaç bir kelimedir, ne kadar sahifesi vardır. Bir meyve bir harf; bir çekirdek, bir noktadır. O noktada koca bir ağacın programı, fihristesi var. İşte böyle bir kitab, evsaf-ı celal ve cemale, nihayetsiz kudret ve hikmete mâlik bir Zât-ı Zülcelal'in nakş-ı kalem-i kudreti olabilir." demiş.1
Demek ki, bu olay, "tevhid" hakikatine açılan bir penceredir. Ağaçtaki bu düzen, bir ilim, irade ve kudretin birlikte işlediğini gösterir. İlkbaharda "uyanan" bir ağaç, aslında kendisi uyanmaz, ona "uyan" emrini veren vardır. Sonbaharda çekilen su da kendi kendine çekilmez, ona "çekil" denilir. Her hareket, bir emir ve program dahilindedir.
Bir ağacın bütün hayat safhalarını planlayan güç, o ağacın her zerresini bilen bir ilme sahip olmalıdır. ünkü dalların ne zaman yeşereceğini, çiçeğin ne zaman açacağını, meyvenin ne zaman olgunlaşacağını ve ne zaman geri çekileceğini tayin eden bir ölçü vardır. Bu ölçü, İlâhî bir "hikmet"tir.

25