Terörün gölgesinde Silvan: Bir memurun hatıraları-1

Diyarbakır'ın kadim ilçelerinden Silvan, eski adıyla Meyyâfârkîn, tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış; ilim, irfan ve kültür merkezi olarak tanınmıştır. Ne var ki 1990'lı yılların sonlarına doğru bu kadim şehir, terör ve şiddetin ağır gölgesi altında büyük acılar yaşadı.

Bir tarafta PKK, diğer tarafta Hizbullah, öte yanda JİTEM etrafında şekillenen çatışmalı ortamda hayat âdeta durma noktasına gelmişti. İnsanlar can güvenliğinden endişe ediyor, esnaf kepenk kapatıyor, aileler yarının ne getireceğini bilemiyordu. Korku ve güvensizlik, günlük hayatın bir parçası hâline gelmişti.

Ben de o günlerde memuriyetim gereği Diyarbakır'ın ınar ilçesinden Silvan'a tayin olmuştum. Ekim ayının son günleriydi. Günler kısalmış, hava erken kararmaya başlamıştı. Bir gün, mesai bitimine doğru saat 16.00 sıralarında, iri yapılı, pala bıyıklı bir adam sert adımlarla makam odama girdi.

Tavrı beni biraz tedirgin etmişti. Hemen ayağa kalkarak, "Buyurun kardeşim, hoş geldiniz!" dedim ve kendisine yer gösterdim. Hâlini hatırını sordum, nerelerde olduğunu öğrenmeye çalıştım. Samimî yaklaşımım üzerine şaşkınlıkla, "Sen nereden beni tanıyorsun" diye sordu.

"Bu yörenin insanıyız kardeşim, çoğumuz birbirimizi tanırız. Buyurun, bir arzunuz mu var" dedim.

Asıl geliş sebebini açıkladı: "Bir müddet önce size bir traktör nohut satmıştık. Niye paramızı vermiyorsunuz"

Kendisine, "Kardeşim, bu saatte zahmet edip gelmişsin. Kısmet olursa cuma günü gel, nohut bedelinizi vereceğiz." dedim. Ardından odacıyı çağırıp kendisine çay getirmesini istedim. ay kalmadığını öğrenince, "Öyleyse misafirimize bir bardak su getir." dedim.

Bunun üzerine adamın tavrı değişti. Biraz durduktan sonra bana şöyle dedi: "Müdür bey, ben daha yeni cezaevinden çıktım. Aslında tekrar cezaevine gitmek üzere size geldim. Ama sizin bu ilgi ve alakanız beni bağladı."