Terörsüz Türkiye umudu-2

Bediüzzaman'ın Eski Said dönemindeki Münâzarât, Hutbe-i Şâmiye ve diğer içtimaî eserleri, özellikle eğitim, hürriyet, meşveret, adalet ve kardeşlik meseleleri üzerinde durur.

Münâzarât'ın Şark'taki aşiretler arasında yaptığı seyahatlerin ardından kaleme alınmış olması da ayrıca dikkat çekicidir.

Hutbe-i Şâmiye'de ise İslâm toplumlarının hastalıkları arasında ümitsizlik, düşmanlık ve ayrılık gibi meseleleri ele alarak muhabbet, kardeşlik ve dayanışmayı öne çıkarır. Eserin kendisi de Bediüzzaman tarafından yalnızca kendi dönemine ait bir konuşma olarak görülmemiş, sonraki dönemlere de hitap eden bir ders olarak değerlendirilmiştir.

Buradan bugün için çıkarılabilecek ders açıktır: Türk'ün huzuru Kürt'ün huzurundan, Kürt'ün huzuru Türk'ün huzurundan ayrı düşünülemez. Birinin kazanması diğerinin kaybetmesi değildir. Mesele ikisinin birlikte kazanmasıdır. Artık anneler ağlamasın. Kırk yılın muhasebesini yaparken en fazla anneleri hatırlamalıyız. Evladını kaybeden Türk annesinin gözyaşı da Kürt annesinin gözyaşı da aynıdır. Bir annenin yüreği, evladının hangi kimlik adına öldüğünü sormaz; "Evladım neden öldü" diye yanar.

Artık bu topraklarda çocukların silah sesleriyle değil, okul zilinin sesiyle büyümesini istemeliyiz. Artık anneler cenazelerde değil, düğünlerde gözyaşı döksün. Artık kardeşlik, sadece güzel sözlerde değil; hukukta, adalette, eğitimde, ekonomide, günlük hayatta kendisini göstersin.

Bugün "Terörsüz Türkiye" adıyla ortaya konulan yeni süreç, geçmişte yaşanan bütün acıları unutturmasa bile, gelecekte yeni acıların yaşanmaması için bir fırsat olabilir. Bunun nasıl ilerleyeceği, hangi hukuki ve siyasi adımların atılacağı elbette zaman içinde görülecektir. Önemli olan, sürecin şiddetten uzak, hukuk ve toplumsal mutabakat zemininde yürütülmesidir. ünkü kırk yılın bize öğrettiği en acı ders şudur: Silahla kazanılabilecek bir kardeşlik yoktur. Kardeşlik ancak adalet, merhamet, güven ve muhabbetle kazanılır.