Sormadan söyleme...

Bazı sözler vardır söylendiği anda sıradan görünür, fakat yıllar geçtikçe insanın zihninde daha derin bir anlam kazanır. Benim için böyle bir söz, 1968 yılında yaptığım bir tren yolculuğunda söylendi.

O yıllarda İstanbul'dan Kurtalan'a, Kurtalan Ekspresi ile gidiyordum. Sivas civarındaki bir istasyonda yaşlı, sakallı, elinde kalınca bir baston bulunan bir adam kompartımanımıza geldi. Selâm vererek oturdu.

Yaşlı adamın hâli ve görünüşü bana bizim memleketteki köçerleri hatırlattı. Bu sebeple kendisine karşı ayrı bir yakınlık hissettim. Bir müddet sonra onun Yörük olduğunu öğrendim.

Bizim yörede insanlar karşılaştıklarında birbirlerine "Nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun, adın nedir" gibi sorular sorarlar. Bu, çoğu zaman meraktan ziyade muhabbet kurmanın bir vesilesidir. Ben de aynı alışkanlıkla yaşlı adama bazı sorular sordum.

Muhabbet ilerledikçe bana, yıllardır unutamadığım şu sözü söyledi: "Sormadan söyleme, istemeden verme."

Aradan geçen bunca yıldan sonra bu sözün ne kadar büyük bir hayat tecrübesi taşıdığını daha iyi anlıyorum.

"Sormadan söyleme" sözü, insana öncelikle konuşma edebini öğretiyor. İnsan her bildiğini, her düşündüğünü, her yaşadığını herkese anlatmak zorunda değildir. Her doğru sözün de her yerde ve her zamanda söylenmesi gerekmez. Bazen susmak, konuşmaktan daha hikmetlidir. ünkü sözün de bir yeri, zamanı ve muhatabı vardır.

"İstemeden verme" ise daha ince bir nezaketi ifade ediyor. İyilik yapmak, yardım etmek ve ikramda bulunmak elbette güzeldir. Fakat iyiliğin de bir usulü vardır. İstemediği bir şeyi vermek veya ihtiyaç duymadığı bir yardımı zorla yapmak, bazen insanı mahcup edebilir.

Demek ki iyilik bile ölçü ister.

Risale-i Nur'da sıkça vurgulanan iktisat ve ölçü düsturunu insan ilişkilerinde de düşünmek mümkündür. Konuşmada ölçü, davranışta nezaket, muhatabın izzet ve haysiyetine saygı...