Bu dünya bu nizâ'ya değmez

Dünya nizâsına değmez diyenlere karşı: Eğer barış iç düzeltmeden geçiyorsa, çatışmanın kaynağı nefis değil de sistemik adaletsizlik olabilir mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, insanların çekişmesinin kökünde nefis ve aşırı dünya sevgisinin yattığını, bu sebeple dünyada meydana gelen tüm nizâ ve katliamların fâni çıkarlar için gerçekleştiğini ileri sürer. Barışa giden yolun iç âlemi düzeltmekten—tevazu, kardeşlik ve ihlâs aracılığıyla—geçtiğini savunur. Peki bir insanın kalbini kırmamak kadar önemlisi, onu kırmaya iten sosyal ve ekonomik yapıları sorgulamamak da aynı derecede masum mıdır?

Günümüzde en muztarip olduğumuz mesellerden biri de nizâdır.

Ebeveynler çocuklarından, komşu komşusundan, akraba akrabasından, memur amirinden, amir memurundan nizâ devam edegelmektedir. Ferter arasında nizâ devam ettiği gibi devletler – halkından, halk devletinden hatta devletlerarası nizâ devam ediyor.

Kurt ile kuzu bahanesi misali ABD, müttefiklerini koruma adına "İran'ın tehdit oluşturduğunu" İsrail de sözde vaat edilmiş topraklar bahanesiyle İran dahil Orta doğuda bulunan devletlere ABD'in de gücünü arkasına alarak birlikte Filistin, Gaze, Suriye ve İran'da büyük katliamlar yapıyorlar. ABD ile İsrail insanlığa yaptıkları zulüm, baskı ve zorba nizânın en utanç noktasına varmıştır.

Oysa dünya, insanın eline verilmiş geçici bir emanettir. İnsan, çoğu zaman bu emaneti sahiplik zannedip uğruna kırdığı kalpleri, döktüğü kanları, tükettiği ömrü fark edemez hâle geliyor. Yeryüzünde kopan fırtınalara, devletleri sarsan ihtiraslara, sıradan insanların gönlünü yakan küçük hesaplara bakınca insanın dilinden aynı cümle dökülüyor: "Bu dünya bu nizâya değmez."

İnsanlığın asırlardır bitmeyen çekişmeleri, siyasetlerin gölgesinde büyüyen ihtilaflar, toplumları yoran kavga ve rekabettir. Oysa dünya bir imtihan meydanıdır; sonsuzluk burada değil, ötesindedir. O hâlde bu dünya, uğruna kırılacak kalplere, yıkılacak dostluklara, dökülecek kanlara değmez.

Görüldüğü üzere nizâ: Kavga, çekişme, üstünlük yarışıdır. Zengin fakire, güçlü zayıfa, makam hırslısı hakikate, nefis ise nefse karşı sürekli bir savaş hâlindedir. Oysa bunların hiçbiri insanın mezara girerken yanında götüremeyeceği şeylerden ibarettir.

Bir insan sahip olduğu malları, mevkileri, hatta biriktirdiği öfkeleri bile geride bırakıyor. Dünya ise bir günlüğüne konaklanıp yeniden göçe çıkılan bir han gibidir. Böylesi bir menzilde, kıran kırana süren mücadeleler, gönül yıkmalar, haklar çiğnemeler gerçekten bu kadar kıymetli olabilir mi

Dünyanın aldatıcı tarafı, fânîliğini unutturmasıdır. İnsan dün ile yarın arasında sıkışıp kalır; fakat yaşadığı an'ın da bir daha geri gelmeyeceğini bilmezden gelir. Hırs, bu unutmanın en büyük sebebidir. Hırs insanı kör eder; kör olduğu için de nizâ kaçınılmaz olur. İnsanlar siyaset için, makam için, ideoloji için, hatta bazen küçük bir gurur için birbirine düşüyor. Oysa hepsi fânîdir. Fânî olanın hatırı için bâkî olan iman, muhabbet ve kardeşlik zedelenemez.