Yıllardan beri özlemini duyduğumuz Van Bediüzzaman Külliyesinin açılışı 29 Haziran Cumartesi günü, gönül dostlarının bir araya gelmesiyle gerçekleşti.
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, değişik tarihlerde yirmi sene Van'da kalması, Van'a "Vatanım" demesinin yanı sıra "Van benim için çok mühimdir" demesi, Nur camiası için de Van önemli bir yerdir.
Van'ı Âlem-i İslâm ve manevî hizmetler açısında öne çıkaran Bediüzzaman Hazretleri "Medresetü'z- Zehra'nın da temelini burada atmıştır.
Van, âlem-i İslâm'ı alâkadar eden yönü itibarıyla her sene Yeni Asya Gazetesi Van Temsilciliği ile Risale-i Nur Enstitüsü tarafından Bediüzzaman Mevlidi Van'da organize ediliyor.
Bundan böyle sadece "Van Bediüzzaman Mevlidi" ile yetinmeyeceğiz okuma programları, konferans, istişare ve müşavereler gibi ittihat, ittifak ve uhuvvetimizi sağlayan organizeler de Van'da Bediüzzaman Külliyesinde icra edilecektir inşallah...
İşte bu önemli hususlar için Van'da Bediüzzaman Külliyesinin inşa edilmesi önem arz etmiş. Allah'a şükürler olsun birçok yerlerden Külliyenin açılışına iştirak eden gönül dostlarının davalarına olan sevgisi ve aşkı kalplerinden, gözlerine yansıdığına şahit olduk...
Sevgi ve aşk deyince, Hazreti Mevlana'nın şu sözü aklıma geldi:
Mevlân'a der ki: Ben bir balığım, aşk ise daldığım bir derya. Aşktan gözlerim yaşlı olsa da o derya gözyaşımı nereden bilir. Başımı o denizden çıkarayım desem, balığım ya; nefesim kesilir...
Rabbimizden niyazım şudur ki; aldığımız her nefesi, bu kutsî dâvanın deryası içinde aldırmayı ve ab-ı hayat olan bu denizde yüzmeyi nasip etsin. Aksi takdirde karada kalırsak balık misali nefesimiz kesilir.
Bediüzzaman'ın Van hayatı
Bediüzzaman Hazretleri, "Van benim vatanımdır" demesi cihetiyle onun Van'daki serencamından kısaca bahsetmek isterim.
Molla Said-i meşhur ünvanı ile tanınan Said Nursî Hazretleri 1897 yılında henüz yirmi yaşlarında Van'a gelir. Van Valisi Tahir Paşa'nın konağında iki sene ikamet eder.
Said Nursî Hazretlerinin yüksek bir şahsiyete sahip olduğu Tahir Paşa tarafından da keşfedilir.
Said Nursî hazretleri genç yaşına rağmen o zamanın büyük âlimlere mukabil zekâsıyla, ilmiyle ve cesaretiyle öne çıkan büyük bir şahsiyet ve zamanın Bediü'l-Beyan ve Bediüzzaman ünvanı ile ulemâ ve ümera arasında Molla Said-i Meşhur olmuş...
Bediüzzaman hazretlerinin Van hayatına baktığımızda, İslam âleminin geri kalma sebepleri ve bu durumdan nasıl kurtulabileceği konusuna odaklandığı görülecektir. Problemlerin başta cehalet ve ihtilaftan kaynaklandığını ve bunun için eğitim alanında yeni metotların yapılması gerektiğini ivedilikle arzu etmiş.
Bu anlamda ilk adımı yine Van'da atmış, eğittim metodunu kendisinin hazırladığı bir medrese kurar, Şark'ın zeki hocalarını ve talebeleri Van merkezine getirtilir. Fen ve din ilimlerini bir arada okutur.
Bediüzzaman'in esas hedefi aynı metodun uygulanacağı üniversitede din ilimleri ile fen ilimleri birlikte öğretilerek etnik dillere de imkân vermekti. Bu üniversiteye de "Medresetü'z-Zehra" ismini verir.
Esaret yolculuğu
Van, Bitlis ve Diyarbekir üçgeninde gerçekleştirmeyi hedeflediği bu proje ile sadece cehalet ve geri kalmışlıkla mücadele etmekle kalmayıp, muhtemel siyasî ve sosyal problemlere de çözüm aramış.
"Medresetü'z- Zehra" üniversitesinde eğitim dillerinin "Arapça vacip, Türkçe lazım, Kürtçe caiz" olarak uygulanmasını ve İslam dünyasıyla ortak dil Arapça üzerinden birleşmeyi öngörür..
Kürtçe ile eğitim yapılması ise; Kürtler elli sene sonra anadilim nerede, itirazının önüne geçmek ve muhtemel bir probleme de bir çözüm olarak ortaya koymuştur.
Diğer İslam devletlerinden gelen öğrencilerin dilleri ile Medresetü'z-Zehra donanımlı bir hal kazanacaktı. Müfredatta vicdanın ziyası olan dinî ilimlerle aklın nuru olan modern fenlerle kaynaştırmakla, gelecek nesiller arasında sarsılmaz bir inanç tezahür edecekti.
Böylece medreseler taassuptan, mektepler de dini dışlayan laikçi- maddeci felsefenin bataklığından kurtarılarak dinsiz ve menfi gerilimlerden kurtarılacaktı. Hatta İslam âlemine örnek bir model olacaktı.
Medresetü'z-Zehra projesini Van Valisi Tahir paşaya, Sultan Abdülhamid hana, Sultan Reşat'a ve Meclis-i Mebusana kadar götürmüş, yüksek makamlarda kabul ettirmişse de, ne yazık ki, birinci dünya savaşının çıkması ve Medreselerin kapatılması gibi engellerle karşılaşmıştır.

157