(Dünden devam)
Sadisen: Onuncu Söz'ün İkinci İşaretinde işaret edildiği gibi; Ulûhiyet, mukteza-i hikmet olarak tezahür istemesine mukabil, en a'zamî bir derecede zat-ı Ahmediye (asm), dinindeki a'zamî ubudiyetiyle en parlak bir derecede göstermiştir.
Hem Hâlık-ı Âlem'in nihayet kemâldeki cemalini bir vasıta ile göstermek mukteza-i hikmet ve hakikat olarak istemesine mukabil, en güzel bir surette gösterici ve tarif edici, bilbedahe o zattır.
Hem Sâni-i Âlem'in nihayet cemalde olan kemâl-i sanatı üzerine enzar-ı dikkati celb etmek, teşhir etmek istemesine mukabil, en yüksek bir sadâ ile dellâllık eden, yine bilmüşahede o zattır.
Hem Bütün Âlemlerin Rabbi, kesret tabakatında vahdaniyetini ilân etmek istemesine mukabil, tevhidin en a'zamî bir derecede, bütün merâtib-i tevhidi ilân eden, yine bizzarure o zattır.
Hem Sahib-i Âlem'in nihayet derecede âsârındaki cemalin işaretiyle, nihayetsiz hüsn-ü zatîsini ve cemalinin mehasinini ve hüsnünün letaifini âyinelerde mukteza-i hakikat ve hikmet olarak görmek ve göstermek istemesine mukabil, en şaşaalı bir surette âyinedarlık eden ve gösteren ve sevip ve başkasına sevdiren, yine bilbedahe o zattır.
Hem şu saray-ı âlemin Sânii, gayet harika mu'cizeleri ile ve gayet kıymettar cevahirler ile dolu hazine-i gaybiyelerini izhar ve teşhir istemesi ve onlarla kemâlâtını tarif etmek ve bildirmek istemesine mukabil, en a'zamî bir surette teşhir edici ve tavsif edici ve tarif edici, yine bilbedahe o zattır.
Hem şu kâinatın Sânii, şu kâinatı envâ-ı acâib ve ziynetlerle süslendirmek suretinde yapması ve zîşuur mahlûkatını seyir ve tenezzüh ve ibret ve tefekkür için ona idhal etmesi ve mukteza-i hikmet olarak onlara o âsâr ve sanayiinin manalarını, kıymetlerini ehl-i temaşa ve tefekküre bildirmek istemesine mukabil, en a'zamî bir surette cin ve inse, belki ruhanîlere ve melâikelere de Kur'ân-ı Hakîm vasıtasıyla rehberlik eden, yine bilbedahe o zattır.

17