(Dünden devam)
Şimdi makam-ı istimada olan mülhide bakıp, kalbini dinleyeceğiz; ne hale girdiğini göreceğiz:
İşte hatıra geliyor ki: Onun kalbi diyor: "Ben inanmaya başladım. Fakat iyi anlayamıyorum. Üç mühim müşkülüm daha var:
"Birincisi: Şu Mi'rac-ı azîm, niçin Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâma mahsustur
"İkincisi: O zat, nasıl şu kâinatın çekirdeğidir Dersiniz, 'Kâinat, onun nurundan halk olunmuş. Hem kâinatın en âhir ve en münevver meyvesidir.' Bu ne demektir
"Üçüncüsü: Sâbık beyanatınızda diyorsunuz ki, 'Âlem-i ulvîye çıkmak, şu âlem-i arziyedeki âsârların makinelerini, tezgâhlarını ve netaicinin mahzenlerini görmek için urûc etmiştir.' Ne demektir"
Elcevap:
Birinci müşkülünüz otuz adet Sözlerde tafsilen halledilmiştir. Yalnız şurada zat-ı Ahmediyenin (asm) kemâlâtına ve delâil-i nübüvvetine ve o Mi'rac-ı A'zama en elyak o olduğuna icmalî işaretler nev'inde bir muhtasar fihriste gösteriyoruz. Şöyle ki:
Evvelâ: Tevrat, İncil, Zebur gibi kütüb-ü mukaddeseden, pek çok tahrifata maruz oldukları hâlde, şu zamanda dahi, Hüseyin-i Cisrî gibi bir muhakkik nübüvvet-i Ahmediyeye (asm) dair, yüz on dört işarî beşaretleri çıkarıp, Risale-i Hamidiye'de göstermiştir.
Saniyen: Tarihçe sabit, Şıkk ve Satih gibi meşhur iki kâhinin, nübüvvet-i Ahmediyeden (asm) biraz evvel, nübüvvetine ve âhirzaman peygamberi o olduğuna beyanatları gibi çok beşaretler, sahih bir surette tarihen nakledilmiştir.
Salisen: Velâdet-i Ahmediye (asm) gecesinde Kâbe'deki sanemlerin sukutuyla, Kisra-i Farisin saray-ı meşhuresi olan Eyvanı inşikak etmesi gibi, irhasat denilen yüzer harika, tarihçe meşhurdur.
Rabian: Bir orduya parmağından gelen suyu içirmesi ve camide bir cemaat-i azîme huzurunda, kuru direğin, minberin naklinden dolayı müfarakat-i Ahmediyeden (asm) deve gibi enin ederek ağlaması; ["Ay yarıldı." (Kamer Suresi: 1)] nassı ile, şakk-ı kamer gibi, muhakkiklerin tahkikatıyla bine baliğ mu'cizatla serfiraz olduğunu tarih ve siyer gösteriyor.

12