Üçüncü Nükte
"İllel meveddete fi'l-kurbâ" [Şûra Suresi: 23.] ayetinin bir kavle göre manası: "Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, vazife-i risaletin icrasına mukabil ücret istemez; yalnız Âl-i Beyt'ine meveddeti istiyor."
Eğer denilse: "Bu manaya göre, karabet-i nesliye cihetinden gelen bir fayda gözetilmiş görünüyor. Halbuki 'Allah katında en şerefliniz, en ziyade takva sahibi olanınızdır. [Hucurat Suresi: 13]' sırrına binaen, karabet-i nesliye değil, belki kurbiyet-i İlâhiye noktasında vazife-i risalet cereyan ediyor."
Elcevap: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, gayb-âşinâ nazarıyla görmüş ki, Âl-i Beyt'i âlem-i İslâm içinde bir şecere-i nuraniye hükmüne geçecek. Âlem-i İslâm'ın bütün tabakatında, kemalât-ı insaniye dersinde rehberlik ve mürşidlik vazifesini görecek zatlar, ekseriyet-i mut- laka ile, Âl-i Beyt'ten çıkacak.
Teşehhüddeki, ümmetin Âl hakkındaki duası ki: "Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin kemâ salleyte alâ İbrahîme ve alâ âli İbrahim. İnneke Hamîdün Mecîd"dir, makbul olacağını keşfetmiş. Yani, nasıl ki millet-i İbrahimiyede ekseriyet-i mutlaka ile nuranî rehberler Hazret-i İbrahim'in (as) âlinden, neslinden olan enbiya olduğu gibi; ümmet-i Muhammediyede de (asm), vezaif-i azîme-i İslâmiyette ve ekser turuk ve mesâlikinde, enbiya-i benî İsrail gibi, aktab-ı Âl-i Beyt-i Muhammediyeyi (asm) görmüş. Onun için "De ki: Vazifem karşılığında sizden bir ücret istemiyorum; sizden istediğim ancak akrabaya sevgi ve Ehl-i Beyt'ime muhabbettir. (Şûra Suresi: 23)" demesiyle emrolunarak, Âl-i Beyt'e karşı ümmetin meveddetini istemiş.
Bu hakikati teyid eden diğer rivayetlerde ferman etmiş: "Size iki şey bırakıyorum; onlara temessük etseniz necat bulursunuz: Biri kitabullah, biri Âl-i Beyt'im." ünkü Sünnet-i Seniyyenin menbaı ve muhafızı ve her cihetle iltizam etmesiyle mükellef olan, Âl-i Beyt'tir.
İşte bu sırra binaendir ki, Kitap ve Sünnet'e ittiba ünvanıyla bu hakikat-i hadisiye bildirilmiştir. Demek, Âl-i Beyt'ten, vazife-i risaletçe muradı, Sünnet-i Seniyyesidir. Sünnet-i Seniyyeye ittibaı terk eden, hakikî Âl-i Beyt'ten olmadığı gibi, Âl-i Beyt'e hakikî dost da olamaz.

7