(Dünden devam)
Ve Üçüncü Hakikate dikkat et. Şöyle ki: Bu zaman-ı mazide insan istidad-ı gayr-i mütenâhîye mâlik iken, o kadar dar ve mahdut daire içinde hareket ediyordu ki, güya insan iken hayvan gibi yaşadığından, efkâr ve ahlâkı o daire nisbetinde tedennî etmiş ve mahsur kalmıştı. Şimdi bu şer'î hürriyet-i âdilâne eğer yaşasa ve bozulmazsa, fikr-i beşerin ağır zincirlerini paralamakla ve istidad-ı terakkîye karşı setleri herc ü merc ederek o küçük daireyi dünya kadar tevsî edebilir.
Hatta benim gibi bir köylü adam, Süreyya kadar ulvî olan idare-i umûmîyi nazara alacak, âmâl ve müyulâtın filizlerini orada bağlayacak. Ve herbir fiil ve tavrının orada bir ihtizaz ile zîmedhal bulunacağından, himmeti Süreyya kadar teâlî ve ahlâkı o derece tekemmül ve efkârı memâlik-i Osmaniye kadar tevessü edeceğinden, Eflâtun'ları ve İbni Sina'ları ve Bismarck'ları ve Dekart'ları ve Taftazanî'leri, inşaallah, geri bırakacak. Bu kuvvetli Asya ve Rumeli tarlası çok şübban-ı vatan mahsulü vereceğinden kaviyyen ümitvarız.
Lâsiyyema şu memâlik-i Osmaniye umum enbiyanın mahall-i zuhuru ve düvel-i mütemeddine-i salifenin mehd-i teşekkülü ve şems-i İslâmiyetin maşrık-ı tulûu olduğundan, insanların fıtratlarında ektikleri bu üç istidâdât-ı kemâl bu hürriyetin yağmuru ile neşv ü nemâ bulsa, herkesin istidadı ve fikr-i münevverinin dal ve budakları, Şecere-i Tûbâ gibi her tarafa açacaktır. Ve Şarkın Garba nisbetini, seherin guruba nisbeti gibi edecektir–eğer sûs-u ataletle ve semûm-u ağraz ile kurutulmazsa.
Eski Said Dönemi Eserleri, Nutuk, s. 94
LUGATE:
âmâl: emeller, istekler.
düvel-i mütemeddine-i salife: geçmişteki medenî devletler.
efkâr: fikirler.
herc ü merc: karmakarışık, altüst etmek.
istidad-ı gayr-i mütenâhî: sınırsız yetenek, nihayetsiz kabiliyet.
fikr-i münevver: aydınlanmış düşünce, nurlu fikir.

10